Gurbetçiyi Günah Keçisi Yapmak Kolay, Anlamak Zor
Son yıllarda sosyal medyada ve bazı televizyon programlarında sokak röportajlarının nasıl kurgulandığı üzerine ciddi tartışmalar yaşanıyor. Elbette sokakta mikrofon uzatmak gazeteciliğin meşru yöntemlerinden biridir. Ancak soruyu öyle bir kurarsınız ki cevabı yönlendirirsiniz; öyle bir montaj yaparsınız ki gerçeğin yalnızca istediğiniz kısmını gösterirsiniz. İşte asıl mesele tam da budur.
Özellikle Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimize yöneltilen bazı soruların masum olmadığı kanaatindeyim. “Türkiye’den memnunsanız?”, “Niye dönmüyorsunuz?”, “Burada yaşamak istemez misiniz?” gibi sorular ilk bakışta sıradan görünse de çoğu zaman içinde yönlendirme barındırmaktadır.
Vatan hasretiyle yaşayan bir insana memleketini sormakla, hayatından memnun olup olmadığını sormak aynı şey değildir.
Kırk yıldır, elli yıldır Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da, Belçika’da çalışan bir vatandaşımızın “Vatanınızın kıymetini bilin.” demesi, Türkiye’yi kötülediği anlamına gelmez. Tam tersine, bu söz çoğu zaman memleket özleminin, hasretin ve aidiyet duygusunun dışa vurumudur.
İnsan ekmeğini başka bir ülkede kazanabilir. Çocuklarını orada büyütebilir. Vergisini orada ödeyebilir. Ama kalbi hâlâ Anadolu’nun bir köyünde, Karadeniz’in bir yaylasında, Trakya’nın bir kasabasında ya da İç Anadolu’nun bozkırında atabilir. Gurbette yaşamak, vatan sevgisini azaltmaz. Hatta çoğu zaman daha da derinleştirir.
Ne yazık ki son dönemde oluşturulan algı, gurbetçilerimizi adeta ülkenin sorunlarının sorumlusu gibi göstermeye başladı. Oysa siyasetin görevi insanları birbirine karşı kışkırtmak değil, onların........
