Anne Olmak mı, Kadın Olmak mı?
Bir kadın ne zaman yalnızca anne olur?
Çocuğunu kucağına aldığı gün mü?
Yoksa kendi isteklerini, hayallerini, kırgınlıklarını ve zaman zaman kendi adını bile çocuğunun adının gerisine koymaya başladığında mı?
Belki de asıl soru şudur:
Bir kadın hem anne hem de kadın olarak varlığını sürdürebilir mi?
Hayat bana şunu öğretti: Kadın olmakla anne olmak arasında görünmez ama son derece güçlü bir bağ vardır. Bazen bu bağ incelir, bazen de kopma noktasına gelecek kadar gerilir. Kadın bir yandan çocuğunun elinden tutarken, diğer yandan kendi hayatını kaçırdığı endişesine kapılabilir.
Anne olmak büyük bir sevgidir.
Ancak büyük sevgilerin çoğu zaman büyük fedakârlıkları da vardır.
Anne, çocuğunun ateşini kendi alnında hisseder. Onun başarılarıyla gururlanır, üzüntüleri nedeniyle geceleri uykusuz kalır. Çocuk büyür, evden ayrılır ve kendi hayatını kurar. Fakat annenin içindeki nöbet bir türlü sona ermez.
Çocuk büyür; anne hâlâ bekler.
Çocuk kendi kararlarını verir; anne hâlâ “Acaba iyi mi?” diye düşünür.
Çocuk dünyaya açılır; anne kapının ardında görünmez bir kalp nöbeti tutmayı sürdürür.
Asıl mesele burada başlar.
Kadının da sevilmeye, anlaşılmaya, gülmeye, kendine özen göstermeye, gezmeye, üretmeye, hayal kurmaya ve zaman zaman hiçbir şey yapmadan yalnızca kendisi olmaya hakkı vardır.
Üstelik bir kadının, anneliğinin yanı sıra sevgiye, ilgiye ve bir erkekle sağlıklı bir ilişki kurmaya ihtiyaç duyması da bir zaaf değildir. Bu, insan olmanın en doğal ihtiyaçlarından biridir. Bir kadın sevilmek, anlaşılmak, değer görmek ve yanında kendisini güvende hissedeceği birini isteme hakkına sahiptir.
Anne olmak, kalbindeki bu ihtiyacı ortadan kaldırmaz.
Kadın, çocuklarına duyduğu........
