"Türkiyeli" Operasyonu ve Solun Kimlik Çıkmazı
Türkiye’de siyasetin kimlikler üzerinden parçalanmaya çalışıldığı her dönemde karşımıza tek bir "sihirli" kelime çıkarılıyor: "Türkiyeli." Dışarıdan bakıldığında kapsayıcı bir şemsiye gibi sunulan bu kavramın altını biraz kazıdığınızda; karşınıza Kürtçülük, siyasal İslamcılık ve "İkinci Cumhuriyetçi" foncu kalemlerin oluşturduğu o meşhur kesişim kümesi çıkıyor. Bu yapıların ortak paydası bellidir: Türk ulusunu etnik bir kimliğe indirgemek, anayasal yurttaşlık bağını koparmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını tasfiye etmek. Ulus Devlete Kurulan Semantik Tuzak "Türkiyeli" demek, bir aidiyet bağını reddedip meseleyi sadece coğrafi bir koordinata indirgemektir. Dünyanın hiçbir modern ulus devletinde "Almanyalı", "Fransalı" veya "İngiltereli" gibi zorlama kavramlarla ulusal kimlik aşındırılmaya çalışılmaz. Ancak mesele Türkiye olunca, emperyalist ağababalarının "böl-yönet" stratejisine uygun olarak; "Türk" kavramı ırkçılıkla, "Türkiyeli" kavramı ise demokratlıkla soslanıp önümüze konur. Bu jargonun amacı nettir: 2003 sonrası Irak’ta olduğu gibi siyaseti din, mezhep ve etnisite üzerine oturtmak. Demokrasiyi veya hukuku umursadıkları yok; tek dertleri Cumhuriyet devrimlerinin ve ulus devletin felsefesini ortadan kaldırmak. Solun Hafıza Kaybı: Erkan Baş ve TİP Bu tabloda asıl acı olan, ülkede sınıf siyasetini, işçinin ve emekçinin hakkını savunması gereken solun bir kesiminin, bu emperyalist dümen suyuna kapılmasıdır. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın son açıklaması bu savrulmanın ibretlik vesikasıdır: "Kürt sorununu çözme konusunda Türkiyeli'nin muhataba ihtiyacı var." Sorunu tanımlarken "Kürt" diyebiliyorsunuz da, muhatabı tanımlarken neden "Türk" diyemeyip "Türkiyeli" diyorsunuz? Bu ifade bile kendi içinde derin bir ayrımcılık ve ideolojik bir teslimiyet barındırıyor. Bir arada yaşama ülküsünü anayasal vatandaşlık zemininde savunanlara "faşist" yaftası yapıştıranlar, bugün kendi bilinçaltlarını bu antropolojik karşılığı olmayan terimlerle ifşa ediyorlar. 1969’un TİP’inden Bugüne Ne Kaldı? Erkan Baş ve ekibi, partilerinin ismini ve geçmişini lekelemekle meşgul. Zira 1969 yılında yayınlanan *"TİP'linin El Kitabı"*nda milliyetçilik şöyle tarif ediliyordu: "Gerçek milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti'ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayar ve yurttaşlar arasında din, dil, ırk, mezhep ayırımı gözetmez. Atatürk'ün milliyetçiliği, Batı emperyalizmine karşı bir savaş bayrağıdır." Bugün ise karşımızda, o savaş bayrağını indirip yerine kimlik siyasetinin konforlu ama tehlikeli limanlarına sığınan bir yönetim var. İşçinin, emekçinin yanında durmak lafta kalmış; onun yerine Kürtçülük üzerinden bir "demokratlık" oyunu sergileniyor. Sonuç: Kimlik Siyaseti Çürütür Kendi ulusal kimliğinden utanan, sınıf siyasetini etnikçiliğe kurban eden bir solun bu ülkeye verebileceği hiçbir umut yoktur. Yerel seçimler yaklaşırken, CHP’den uzaklaşıp bir alternatif arayan seçmeni de bu "Türkiyelilik" ezberleriyle kendilerinden soğutuyorlar. Türkiye’nin ihtiyacı olan; kimlik siyasetinin çürümüşlüğünden beslenmeyen, emperyalizm karşıtlığını lafta bırakmayan ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığını "onurlu bir üst kimlik" olarak gören gerçek bir sosyalist duruştur. Ulus devletin temellerine dinamit koymaya çalışanların kuyruğuna takılmak, solculuk değil, olsa olsa emperyalizmin gönüllü taşeronluğudur.
