AKP'nin yolu da aynı-KKTC ve Macaristan seçimleri
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Macaristan’da gerçekleşen son seçimlerin sonuçları, sadece yerel iktidar değişimleri olarak değil, aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği ve müttefiklerine ihraç etmeye çalıştığı "tek adam" odaklı sistematik baskı rejimlerinin ve bu rejimlerin arkasındaki küresel destek ağlarının ağır birer yenilgisi olarak tarihe geçmiştir. Ankara’dan yönetilen yoğun manipülasyon trafiğine, "siyasal İslam" enjeksiyonuna ve devlet aygıtlarının fütursuzca kullanılmasına rağmen her iki ülkenin halkı da sandıkta iradesini koyarak bu gidişata "dur" demiştir. Bu iki ülkedeki kırılma noktaları, aslında Türkiye’deki mevcut iktidarın da gelecekteki akıbetini aynalayan ve "yenilmezlik" imajının nasıl tuzla buz olabileceğini gösteren birer projeksiyondur. Elbette bu zaferlerin ardından gelen isimlerin melek olduklarını veya çok daha derin ve tehlikeli ajandalara sahip olmadıklarını savunmak saflık olur; ancak gidenlerin yarattığı tahribatın, kirliliğin ve halkın sırtına vurdukları yükün artık taşınamaz hale geldiği su götürmez bir gerçektir.
Ersin Tatar, cumhurbaşkanlığı süresi boyunca Kıbrıs Türk halkının gerçeklerinden tamamen koparak Ankara’daki AKP-MHP iktidarının bir "valisi" veya "şubesi" gibi hareket etmiş, toplumun seküler dokusunu ve demokratik hassasiyetlerini hiçe sayan bir yönetim sergilemiştir. Seçim sürecinde halkın geçim derdi ve ekonomik buhranıyla ilgilenmek yerine, "Erhürman seçilirse İsrail saldıracak" gibi akıl dışı ve korku odaklı dezenformasyonlara sığınması, Kıbrıs toplumu nezdinde bardağı taşıran son damlalardan biri olmuştur. Kendi ifadesiyle "gofa gelen" Tatar, Türkiye’den gelen ve ada halkı tarafından saygı görmeyen figürlerin desteğiyle ayakta kalmaya çalışmış; ancak bu durum halkın iradesine açık bir müdahale olarak algılanmıştır. Özellikle laikliği bir yaşam biçimi haline getirmiş olan Kıbrıslı Türklere, Cübbeli Ahmet gibi isimlerle dini baskı kurulmaya çalışılması tam bir siyasi intiharla sonuçlanmış, Tatar kendi tabiriyle bu "manevi" müdahale yüzünden %5 gibi kritik bir oy kaybı yaşamıştır.
Tatar’ın yenilgisinin altında yatan en temel hatalardan biri, partisindeki kirlenmelere ve yolsuzluklara karşı dilsiz kalmayı bir strateji sanmasıdır. Eczacılar ve doktorlar üzerinde baskı kurulurken, kamu ihaleleri yandaşlara peşkeş çekilirken ve ada Halil Falyalı gibi isimlerle anılan kara para, uyuşturucu ve bahis çetelerinin güvenli limanı haline getirilirken Tatar’ın sessizliği halkın gözünden kaçmamıştır. Kendi toplumunun temsilcisi olmak yerine, Erdoğan’ın "gecekondu" diyerek aşağıladığı eski cumhurbaşkanlığı binasının yerine devasa bir külliye dikilmesine öncülük etmesi, halk iradesine........
