Milliyetçilerin parçalanmışlığı ve Türkiye’nin geleceğinde doğuracağı potansiyel /kaçınılmaz riskler …
“Türkiye'de ideolojisi milliyetçilik temeline dayanan veya milliyetçi söylemleri ön plana çıkaran irili ufaklı 10'dan fazla siyasi parti bulunmaktadır. Son yıllarda TBMM'de temsil edilen başlıca milliyetçi partiler; MHP, İYİ Parti ve BBP olmuştur.
Elbette parlamento dışındaki Zafer Partisi’nin özgül ağırlığı bir yana, yeni kurulan Anahtar Partisi’ni de milliyetçi sayarsak, bu partilere Namık Kemal Zeybek’in Ata Partisi, Yusuf Halaçoğlu’nun Kutlu Partisi ve Mili Yol Partisi de eklemlenebilir. Zafer Partisi başta olmak üzere bir de Anahtar Parti kamuoyu yoklamalarında yer buluyor. Diğerlerinin parti olarak toplumsal karşılıkları ise henüz ölçülemiyor! Hafızamın bana hatırlattığı kayda değer başka bir parti ismi de yok zaten.
Türkiye’nin jeopolitik kaderi ve tarihsel derinliği, milli merkezdeki siyasal bütünlüğü bir tercih olmaktan çıkarıp, doğrudan bir beka zorunluluğu haline getirir. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en sinsi tehdit; ekonomik dalgalanmalar veya sınır ötesi askeri hareketliliklerden ziyade, devletin ve milletin bağışıklık sistemini temsil eden milliyetçi aksın yaşadığı atomizasyon, bir diğer deyişle bölünmedir.
Bu parçalanmışlık hali, milli direnç odağını etkisizleştirerek ülkeyi hem bugün hem de gelecekte dış müdahalelere ve iç sosyal çözülmelere karşı stratejik bir savunmasızlığa itmektedir.
Milli irade, bir bütün olduğunda çarpan etkisi yaratan bir güçtür. Ancak milliyetçi seçmen iradesinin çok sayıda tabela arasında ufalanması, bu kitlenin sandıktaki gücünün sistemli bir şekilde imha edilmesidir. Seçmen, kendi dünya görüşünün bir iktidar alternatifi olmak yerine, küçük kliklerin "Pazarlık nesnesi" haline getirilmesini izlemektedir. Bu durum tabanda derin bir siyasi depresyona yol açarak, Türkiye’nin en dinamik vatansever/yurtsever kitlesini, siyaseten atıl hale getirmektedir. Parçalanmış irade, milli siyasetin üretim merkezini kurutmaktadır…
Türkiye gibi küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer alan bir ülkede, "Milli eksenin” bu denli dağınık olması, dış dünyada "Yönetilebilir bir zafiyet" olarak okunur. Stratejik hasımlar için bu tablo, sızılması kolay ve caydırıcılığı yitirilmiş bir yapı anlamına gelir. Bir kalede komuta zinciri bozulmuş ve her kulede farklı bir sancak dalgalanmaya başlamışsa, o kale artık tek bir doktrinle savunulamaz!
Dağınıklık, Türkiye’nin Mavi Vatan’dan enerji koridorlarına kadar uzanan diğer hayati meselelerdeki pazarlık gücünü doğrudan aşağı çeker!
Siyasi bölünmüşlük halinin devam etmesi, sadece bugünün başarısızlığı değil, geleceğin de ipotek altına alınmasıdır.
Önümüzdeki süreçte bizi bekleyen temel risklerin başında ne gelir sorusuna verilecek cevap; gövdenin parçalanması, genç kuşakların rehbersiz kalmasına yol açacağıdır.
Boşluk, ya ideolojik bir yabancılaşmayla (apolitizm) ya da kontrolsüz, marjinal ve çatışmacı yapıların güçlenmesiyle dolacaktır…
Gelecekte yaşanabilecek olası bir bölgesel savaş veya büyük çaplı bir milli kriz anında, parçalanmış yapılar ortak bir irade koyamayacaktır.
Milliyetçiliğin "Devlet kuran" vakur duruşu, yerini "Tabela kavgası yapan" bir imaja bıraktıkça, fikir sisteminin toplum üzerindeki dönüştürücü gücü kalıcı olarak yok olur!
Sosyolojik açıdan bakıldığında, bir idealin bir çok alt parçaya bölünmesi, o fikrin evrenselliğini yitirip gettolara hapsolduğunu gösterir. İslâmi ve veya teolojik düzlemde ise; "Vahdet/birlik” iddiasından kopup "Tefrika" çukuruna düşmek, hareketin ahlâki zeminini kaydıracak açmaza sürükler.
Kendi iç nizamını sağlayamamış bir yapının, dünyaya nizam verme, Kızılelma,Turan gibi ideallere dayalı iddiası inandırıcılığını yitirir…
Sonuç olarak; Türkiye’nin en öncelikli meselesi bu yapısal dağınıklığın ve zihni parçalanmışlığın son bulmasıdır. Birbirine rakip hale getirilmiş siyasi yapılar, Türkiye’nin stratejik hareket kabiliyetini kısıtlayan birer prangadır. Şahsi hırsların yarattığı bu enkaz kaldırılmadığı sürece, milli siyasetin başarısızlığı bir kader haline gelecektir.
Peki, mevcut durumun devlet aksında getireceği riskler var mıdır, varsa nelerdir?
Parçalanmışlık, sadece sandıkta oy kaybettirmez, aynı zamanda fikri üretimi de durdurur. Milliyetçi aks, küçük parçalara bölündüğünde enerjisinin çoğunu “Diğer parçayla rekabete" harcar. Bu durum; 21. yüzyılın getirdiği dijital milliyetçilik, yapay zeka etiği, yeni nesil ekonomi ve demografik dönüşüm gibi konularda, milli bir doktrin üretilmesini engeller. Kısacası, siyasi bölünme fikri bir "Donmaya" yol açar.
Daha açık bir şekilde anlayacağımız; “Kadro Erozyonu", yetişmiş insan kaynağını da böler. Bir devlet projesinde yan yana gelmesi gereken beyinler, farklı tabelaların altında birbirine "rakip" kılınır. Devlet yönetiminde liyakatin yerini "Sadakat kliklerine" bırakmasına ve milli hafızanın silinmesine neden olur. Jeopolitik bir perspektifle bakıldığında; yekpare bir milli blok, dış güçler için "pazarlık edilemez bir direnç noktası"dır. Oysa, parçalanmış bir yapı, "Parçala-yönet" taktiğine en müsait yapıdır. Dış odaklar, her bir parçanın hassasiyetini veya kişisel ikbal beklentisini kullanarak, milli ekseni kendi içinde kilitleyebilir! Nasıl yorumlarsanız yorumlayın!
Milliyetçiliğin asli ve birincil vazifelerinden biri de; devleti ebed müddet kılmaktır. Ancak, kendi içinde vahdeti sağlayamayan bir iradenin, devleti “Beka” hattında tutması mümkün olamaz, bu durum; buna engel çıkaran, sosyolojik imkansızlıklara iten bir zaafiyettir.
Türkiye’nin bekası; "Ben" diyen, egoların yarıştığı çok sesliliğin değil, ortak aklın ve iradenin oluşturduğu "Milletin birliği, egemenliği, refahı ve devletin dirliği” diyen tek bir gür sedanın etrafında yeniden kenetlenmeyi zorunlu kılmaktadır. Aksi halde, geleceğin tarih kitapları bu dönemi; "Kendi içindeki kavgaya mağlup düşen büyük bir idealin tasfiyesi" olarak kaydedecektir.
Başkanlık sistemi; doğası gereği siyaseti "yüzde elli artı bir" mecburiyetine hapseden ve küçük parçaları ya etkisizleştiren ya da başka odaklara eklemleyen bir yapı sunar. Bu sistem içerisinde milliyetçi aksın parçalanmışlığı, stratejik bir intihardır. Ancak, bu dağınıklığın tam tersi olan "Milliyetçi/ülkücü partilerin birliği” senaryosu, sadece bir partinin büyümesini değil, Türkiye’nin siyaset dengelerinin kökten değişmesini sağlayacak bir sinerji yaratacaktır.
Türk milliyetçileri/ülkücü hareket; IŞİD, DEAŞ, Şabi gibi üretilmiş sekter örgütler değildir. 1960’tan bu yana yeri ve zamanı geldiğinde, tertemiz bedenini heba ve hibe eden, Anadolu’nun stratejik güvenliğine ve kısmen de olsa bürokrasi ve siyasetine yön veren tertemiz bir fikri harekettir, onurlu ve çileli zahmetkârlarıdır mensubu Türk milliyetçileri.
Yazık etmeyin, umut ekin, yeniden dirilişe nefes olun, vebal değil rızalık alarak taçlanın gönüllerde, milletin sinesinde ve hafızasında…
