Maden Bağımsızlığı mı, Ekolojik İntihar mı?
Bering Boğazı’nın, Kanada ve Kuzey Amerika steplerinin dili olsa da konuşsa; Cree Kabilesi’ne atfedilen meşhur sözler bildiğimiz anlamda Kızılderililer, yani bizimkilerin dibine kadar “çevre bilinci” taşıyan cümlesi; Modern dünyanın en büyük trajedilerinden birini tokat gibi yüzümüze çarpıyor:
"Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık avlandığında; o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız."
Bu tabloyu ve Türkiye’deki güncel ekolojik yıkımı baz alarak, çevre duyarlılığından yoksun olan zihniyete karşı ses yükseltmek boynumuzun borcu, hokkamızın mürekkebidir…
Çevre duyarlılığı olmayan kesim, aslında kendi çocuklarının değil, hepimizin nefesinden çalan birer gelecek cambazıdır. Toprağı sadece "rant" ve "metrekare birim fiyatı" olarak gören bu sığ zihniyet, ekosistemi bir yaşam kaynağı değil, bir hammadde deposu sanıyor. Sırf altın veya benzeri madenleri ilkel metotlarla çıkarmak uğruna binlerce yıllık ormanları tıraşlayanlar, biyolojik çeşitliliği yok edenler; o cebinize dolduracağınız paraların, içecek temiz su kalmadığında bizi kurtaracağını zannetmesin!
Türkiye'de özellikle son yıllarda yoğunlaşan madencilik faaliyetleri kapsamında, 2008-2023 yılları arasında yaklaşık 386 bin maden ruhsatı verildiği belirtilmektedir. 1923-2002 yılları arasındaki 79 yıllık dönemde toplam 1186 ruhsat verilmişken, son 15-20 yılda bu sayı, rakamlardan da anlaşılacağı üzere, katlanarak artmıştır.
Verilen ruhsat sayısı Cumhuriyet tarihinin önceki dönemine göre 300 kattan fazladır…
Yukarıdaki tabloya göre; Türkiye'nin dört bir yanını saran Akbelen’den İliç’e, Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya kadar kontrolsüz ve vahşi madencilik faaliyetlerini, duyumlarımıza göre özellikle Karadeniz’de yeni maden arama ruhsatları ve alanları takip ediyor. Bu durum, ülkenin ve yeşil olan her şeyin damarlarına zehir enjekte eden coğrafi bir cinayettir…
Siyanürle altın arama sevdası, yer altı sularımızı ve tarım arazilerimizi kuşaklar boyu sürecek bir kirliliğe mahkûm ediyor. Bu bir yatırım değildir…
Meselenin elbette pragmatik, yani faydacı ve jeopolitik bir gerçeği var ki; bu da madenciliğin bir "tercih" değil, modern dünyada tam bağımsızlık için bir "zorunluluk" olduğudur. Duygusal romantizmle gerçek dünya siyaseti arasındaki o ince çizgide, stratejik maden kazanımları bir ülkenin bekası anlamına gelir. İşte bu yıkıcı analize eklemlenmesi gereken o sert ve stratejik katman; Teknolojik Kölelik mi, Maden Bağımsızlığı mı? Hangisi?
Bugün elimizdeki akıllı telefonlardan, bindiğimiz elektrikli araçlara; savunma sanayiindeki füzelerden, yenilenebilir enerji sağlayan rüzgâr türbinlerine kadar her şey kritik hammaddelere — lityum, kobalt, nadir toprak elementleri, bor hatta toryum vs. — muhtaçtır. Eğer bu madenleri kendi topraklarınızdan çıkarmazsanız, teknolojiyi üreten güçlerin kapısında "stratejik dilenci" olursunuz. Çevre duyarlılığı, teknolojik geri kalmışlığın mazereti olamaz; aksine, akıllı madencilik gelişmişliğin göstergesidir.
Bir ülkenin kendi tankını, İHA'sını veya uçak motorunu yapabilmesi için yüksek mukavemetli alaşımlara ihtiyacı vardır. Bu alaşımların ham maddesi yerin altındadır. "Maden çıkarmayalım" demek, aslında "savunma sanayimizi dışa bağımlı kılalım" demektir. Stratejik maden sahalarını eleştirmekle, bir ülkenin savunma kalkanını kırmak arasında çok ince bir çizgi vardır. Gerçek milliyetçilik, bu kaynakları en rasyonel ve en çevreci yöntemle ekonomiye kazandırmaktır.
Türkiye gibi enerji ve hammadde ithalatı nedeniyle cari açık veren bir ülkede, yer altı kaynaklarını atıl bırakmak, elbetteki ekonomik kayıplardır… Mesela, Bor: Dünya rezervinin %70'inden fazlasına sahip olduğumuz bu cevheri "sadece deterjan" olarak görmek sığlıktır; nükleer teknolojiden uzay sanayiine kadar bor, Türkiye’nin en büyük kozlarından biridir. Nadir Toprak Elementleri: Çin'in bu konuda kurduğu küresel hegemonya karşısında, Anadolu topraklarındaki potansiyeli kullanmamak jeopolitik bir intihardır. “Sürdürülebilir Milliyetçilik" Eleştiri oklarımızı yöneltirken şunu netleştirmeliyiz: Bizim düşmanımız madenlerin kendisi değil, o madenleri çıkarırken toprağı "yakıp yıkan" ilkel metotlardır.
Stratejik madenler, Türkiye'nin modern dünyadaki zırhıdır. Bu zırhı kuşanırken, o zırhın içinde nefes alacak bir ciğer bırakmamak ise tam bir basiretsizlik örneğidir… Peki, Batı ülkelerinde modern ve zararsız maden arama ve işletme metotları var mı? Var tabii… Buyrun:
Doğayı Kirletmeyen Madencilik: Kanada ve İskandinav Ülkeleri Örnekleri:
“Sıfır etki” mümkün değil ama “düşük etki + tam rehabilitasyon” hedefleyen 2 bölge öne çıkıyor: Kanada ve İskandinavya. İkisi de sıkı yasa, teknoloji, yerli halk onayı üçgeninde çalışıyor.
Mesela Kanada, 2009’da federal “Green Mining Initiative” başlattı. Hedef: atık, su ve enerjiyi %50 azaltmak.
Öne çıkan uygulamalar: Su kullanmadan cevher zenginleştirme: Borden Gold Mine, (bakın kendileri nasıl altın üretiyor) Dünyanın ilk “tamamen elektrikli” yer altı altın madeni. Dizel kamyon yok, hepsi bataryalı. Dizel dumanı yok, havalandırma ihtiyacı %50 az. Sera gazı %70 düşük. Su da kapalı devrede dönüyor, dışarı atık su verilmiyor.
Mesela, Quebec ve Nunavut’taki elmas madenleri Arctic Canadian Diamond. Proses suyu %90 geri kazanılıyor. Posa “dry stack tailings” olarak kuru istifleniyor. Baraj yok = baraj çökme riski yok…
Erzincan/İliç’i hatırlatayım size! Zonguldak, Soma ve daha niceleri…
Aşamalı Rehabilitasyon: Labrador – Vale Nikel Madeni. Maden işletilirken eş zamanlı ağaçlandırma yapılıyor. Innu yerli halkıyla ortak izleme komitesi var. Ruhsat şartı: “Her yıl bozduğun alanı yeşillendir.”
Türkiye’de Kazdağları’nda Alamos Gold’un yarattığı 400 bin ağaç kesimi tepkisi sonrası Kanada imajı da sorgulanıyor. Yani Kanadalı şirket her yerde aynı standardı uygulamıyor. Buraya dip not ekleyeyim: Bırakınız çevreyi kirletmeyi, Kanada’da izinsiz ağaç kesmek bile adamı kabak gibi oydurur. Aha yasalar internette, bakmak serbest!
AB’nin “Critical Raw Materials Act” baskısıyla İsveç, Finlandiya, Norveç madenciliği yeşile çeviriyor. Ama burada da Sami yerli halkıyla sürtüşme var! Çok az zarara karşın direniyorlar!
Öne çıkan uygulamalar: Elektrikli ve Otonom Makine: Kiruna Demir Madeni, İsveç – LKAB. Dünyanın en büyük yer altı demir madeni. 2045’e kadar “kömürsüz çelik” için HYBRIT projesi: Kok kömürü yerine hidrojen. Kamyonlar otonom + elektrikli. Hedef: 2035’te tamamen fosilsiz maden. Kitila Altın Madeni, Finlandiya – Agnico Eagle. Yer altında bataryalı yükleyici kullanıyor, dizeli terk etti. (Siyanür yok, çevre kirliliği yok!)
Yeraltına Odaklanma: İskandinavya’da yeni ruhsatların çoğu yer altı ocağı. Açık işletme yerine tünel = orman tahribatı %80 az. Atık kaya da tünelleri doldurmada kullanılıyor.
Su ve Biyoçeşitlilik İzleme: Kevitsa Nikel-Bakır Madeni, Finlandiya – Boliden. Balıkların göçünü canlı takip eden sensörler var. pH, ağır metal 7/24 online kamuya açık. Nehirde değer bozulursa üretim otomatik duruyor.
Bizim Erzincan/İliç’te, altın madeni Fırat Havzası’nın ağzının içinde!
“Sürdürülebilir Madencilik Sertifikası”: İsveç’te “Svemin” birliği, TSM - Towards Sustainable Mining standardını uyguluyor. Bağımsız denetim + yerli halk onayı olmadan “sürdürülebilir” diyemiyorsun.
Çatışma noktası: Amnesty raporuna göre İsveç, Norveç, Finlandiya’da lityum ve nadir toprak madenciliği, Sámi halkının ren geyiği otlaklarını tehdit ediyor. Norveç’te Fosen rüzgâr santrali mahkeme kararına rağmen sökülmedi. Yani “yeşil” derken yerli hakkı ezilirse “green colonialism” eleştirisi geliyor. Bizde direnenin başına jandarma dikiliyor!
Ortak Kullanılan 5 Teknoloji Dry Stack Tailings: Atık barajı yerine susuzlaştırıp kuru istifleme. Bataryalı/Otonom Ekipman: Dizel yok, NOx yok, kaza riski düşük. Kapalı Devre Su: Madenden çıkan su arıtılıp tekrar kullanılıyor. Progressive Reclamation: Kazarken doldur, ağaçlandır. 20 yıl sonra değil, her yıl. FPIC – Free Prior Informed Consent: Yerli halktan ruhsat öncesi onay alma şartı var. Yani halkının rızası yoksa maden arama da yok.
Özet: Kanada ve İskandinavya “kirletmeyen” değil “az kirleten + telafi eden” madencilik yapıyor. Sihirli formül: Yer altı + elektrikli makine + kuru atık + şeffaf izleme + yerli onayı. Bunlardan biri eksik olunca küçük kıyamet kopuyor…
Bilvesile, maden arama esnasında; ülke ekonomisine alın teriyle katkı sunarken, aziz canlarını teslim eden maden emekçisi şehitlerimize ve toryum meselesini tam da zirveye taşıyacakken elim bir uçak kazasında (!) can veren Prof. Dr. Engin Arık Hoca ve ekibine Cenab-ı Hak’tan rahmetler dilerim…
Bülent Akalın Jeoloji mühendisi
