Yeni bir FETÖ travması mı yaşayacağız?
Süleymancılar (Kendi ifadeleriyle Süleymanlılar) olarak bilinen camianın kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan hoca, geçmişte Osmanlı toprağı olan, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Silistre doğumludur.
1907’de medrese eğitimi için ailesiyle İstanbul’a gelmiş; Yeni Cami, Şehzade Camii ve Sultanahmet Camii’nde imamlık yapmıştır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yasaklardan ötürü, kurduğu medreselerde gizlice Kur’ân-ı kerim öğretme faaliyetleri yürütmek zorunda kalmıştır.
KACAR’IN ÖNCÜLÜĞÜNDE SİYASETLE DOĞRUDAN İLİŞKİLERİ
Tunahan’ın 1959’da vefatının ardından damadı Kemal Kacar (1959-2000) uzunca bir süre bu gruba liderlik etmiştir.
Kabataş Lisesi ve Galatasaray Lisesi’nde okuyan Kacar’ı, 1946 yılında Süleyman Hilmi Tunahan hoca ile tanıştıran Üstat Necip Fazıl Kısakürek’tir.
Tunahan’a bağlı kursların Anadolu’da yayılması için çalışan Kacar, siyasetle çok yakından ilgilenen biridir.
Süleyman Hilmi Tunahan hoca da, çok partili sisteme geçilen bu dönemde, siyaset ve basın camiasıyla ilişkilerini Kacar üzerinden yürütmüştür.
1956’dan itibaren Menderes hükûmetine muhalefet eden ve bu sebeple Demokrat Parti ile arası açılan hareket, 1957 seçimlerinde CMP’yi (Bugünkü MHP’nin öncüsü) desteklemiştir. Aynı seçimde Kacar da CMP’nin Kütahya milletvekili adayı olmuştur.
Ancak savcılığın başlattığı bir soruşturma neticesinde Tunahan hoca ve Kacar ile birlikte camianın çok sayıda mensubu 59 gün tutuklu kalmıştır.
Hareketin siyasetle iç içe girmesi hep tartışma konusu olmuş, ancak bundan da hiçbir dönem geri durmamışlardır.
1959’da liderliği üstlendikten sonra parti kurma fikrine kapılan ancak bundan vazgeçen Kacar, 1965’te Millet Partisi’nden, 1969’da Adalet Partisi’nden milletvekili olmuştur.
Üstelik sadece kendisi değil, cemaatin ileri gelenlerinden Hilmi Türkmen de Demirel’in listesine girerek milletvekili seçilmiştir.
Ancak daha önce Menderes’e olduğu gibi, bu defa da Süleyman Demirel’e karşı parti içinde muhalif olmuşlar, geri adım atarak Demirel hükûmetini destekleyen Kacar ile Türkmen arasında cemaat içinde başlayan kavga, Türkmen ekibinin tasfiyesi ile sonuçlanmıştır.
İki isim, 1970’lerde de siyasette varlığını sürdürmeye çalışmış, 1973’te Adalet Partisi listesinden Kütahya adayı olan Kemal Kacar bu defa seçilememiş, Demokrat Parti listesinden Samsun adayı olan Hilmi Türkmen ise seçilerek partinin öncüleri arasına girmiştir.
Ana vazifesi din öğretmek olan hareketin öncülerinin siyasette var olma, hatta siyaseti yönetme mücadelesi hiç bitmemiş, Kacar 1977 seçimlerinde AP’nin İstanbul milletvekili seçilerek yeniden TBMM’ye dönmüştür.
Kacar, 1980 öncesi Necmettin Erbakan’a yönelik sert muhalefet çizgisi izleyerek, Adalet Partisi lehine denge oluşmasını sağlamıştır.
12 Eylül 1980 darbesi sonrası bir buçuk yıla yakın Antalya’da tutuklu kalan Kacar’ın liderliğindeki cemaat, 1983 ve 1987 seçimlerinde ANAP’ı, 1991 seçimlerinde Doğru Yol Partisi’ni, 1995 seçimlerinde ise Refah Partisi’ni desteklemiştir.
28 ŞUBAT SONRASI DENİZOLGUN DÖNEMİ
Kemal Kacar 2000 yılında vefat ettiğinde yerine geçecek kişi, yine siyasetle içli-dışlı olan bir isim, Süleyman Hilmi Tunahan hocanın kızdan torunu Arif Ahmet Denizolgun olacaktır.
Siyasete 1995’te Refah Partisi’nden Antalya Milletvekili olarak giren Denizolgun, ilginç bir şekilde, Refah-Yol’un 28 Şubat’çılar tarafından yıkılması ile kurulan Mesut Yılmaz başbakanlığındaki ANASOL-D hükûmetinde ‘partisiz’ yani bağımsız olarak beş ay kadar Ulaştırma Bakanlığı yapmıştır.
AK Parti iktidarının başladığı 2002’de Anavatan Partisi’nden, 2007 seçimlerinde Demokrat Parti’den Antalya adayı olmasına karşın milletvekili seçilememiştir.
15 TEMMUZ’UN HEMEN ARDINDAN DENİZOLGUN’UN ŞÜPHELİ VEFATI
2000-2016 arasında cemaate liderlik eden Denizolgun, FETÖ’nün 15 Temmuz işgal girişimi ihanetinden 53 gün sonra, yaşadığı İstanbul Beykoz’daki Çavuşbaşı çiftliğinde şüpheli bir şekilde vefat etmiştir.
Ölüm tarihi 8 Eylül 2016 olarak kayda geçse de, aslında 6 Eylül’de vefat ettiği, -her nedense- hareketsiz bulunduktan 8 saat sonra durumun polise bildirildiği tespit edilmiştir.
Bakanlık ve milletvekilliği yapmış, çok geniş tabanı bulunan ve sıkı korunduğu bilinen bir cemaat liderinin ölümündeki sır 36 saat güçlü şüpheler doğurmuştur.
Nitekim, Arif Ahmet Denizolgun’un ağabeyi Mehmet Beyazıt Denizolgun ile oğlu Fatih Süleyman Denizolgun olayın tüm yönleriyle araştırılması için başvuruda bulunmuş, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan bilgi notunda, olayın zamanlamasına dair dikkat çeken çelişkiler ve soru işaretleri yer almaktadır.
Çiftliğin Türkmen çalışanı Kadyrow’un o dönem verdiği ifadesine göre, Arif Ahmet Denizolgun 6 Eylül’de saat 15.00 civarı eve gelmiş...
Şoförü 7 Eylül sabahı 07.00 sularında çiftliğe dönüp, Denizolgun’un ayrılıp ayrılmadığını sormuş...
Kadyrow saat 15.00 gibi çıkacağını söyleyince, şoför öğlen 13.00’te çiftlikten ayrılmış.
Oysa Denizolgun, saat 15.00’te de dışarı çıkmamış.
Türkmen çalışan, cemaat liderinin hiçbir ses vermemesi üzerine, şoför Murat’ın talebiyle saat 19.00 sıralarında eve girmiş; girerken anahtarın dış kapının üzerinde olduğunu görmüş.
Üst kata çıktığında Denizolgun’u kanepede hareketsiz şekilde bulduğunu, bu sırada Denizolgun’un şoförü Murat ile beraberindeki Ahmet isimli kişinin üst kata geldiğini anlatmış.
Savcılığın tespitlerine göre Kadyrow, Denizolgun’un at binmek amacıyla çiftliğe geldiğini söylemesine karşın 28 saat boyunca kendisini görmediğini ve kendisinden haber alamadığını belirtmiş.
Buna........
