menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnanç Özgürlüğüne Yeni Laiklik Kuşatması

44 5
19.02.2026

Bazı hastalıklar vardır, tedavisi de vardır ama zordur; panik atak, ankisiyete ve laikçilik atağı… Sonuncusu ülkemize özgüdür. Genellikle ramazan aylarına girerken nükseder. Eğitim öğretim dönemleri başlarken zuhur ettiğine de çokça rastlamışızdır… Ne zaman bu ülkenin evlatlarını inanç ve değerleriyle barışan, buluşan ortamlar doğsa bu atak da baş gösterir… Şimdi de bir yandan sözüm ona 168 aydın “Laiklik savunusu suç değildir” başlıklı, kendileri gibi düşünmeyenlere dünyayı dar etme amaçlı bir laiklik bildirisi yayınlarken, bir sendika da Milli Eğitim Bakanlığı’nın tamamen gönüllülük esasına dayalı “Ramazan Ayı Etkinlikleri”ni yargıya götürme kararı almış… Allah akıl, fikir versin…

Türkiye’nin siyasal hafızasında, laiklik kavramının anayasal bir ilke olmaktan öte, seçim kazanmaksızın iktidar olma, iktidar olanın üzerinde tahakküm kurma tekniği olarak kullanıldığı dönemler vardır.

Bu dönemlerde laiklik, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan bir çerçeve olmaktan çıkarılmış; bilakis, belirli toplumsal kesimlerin tasfiyesini meşrulaştıran bir disiplin ideolojisine dönüştürülmüştür. 28 Şubat süreci bu dönüşümün en sert ve sistematik örneğidir.

Bugün, farklı siyasal ve ideolojik pozisyonlardan gelen aktörlerin, “laiklik savunusu” adı altında yeniden kamusal alanı tek tipleştirme, çoğulcu inanç görünürlüğünü bastırma ve toplumsal meşruiyeti seçkinci bir dil ile ipotek altına alma eğilimi sergilediği görülmektedir. Bu durum, dindar kesimlerin de, demokratik toplum düzeninin bütününün de aleyhine işleyen bir kamplaştırma rejimi üretmeyi hedeflemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, laikliği hakları kısıtlayan değil, güvence altına alan bir ilke olarak tanımlar. Madde 24:“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir… ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.” Madde 42: “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”

Bu iki hüküm birlikte okunduğunda açık bir normatif çerçeve ortaya çıkar: Devlet, ne inancı kamusal alandan dışlayabilir ne de eğitimi, inanç temelli tercihler nedeniyle bireyler için erişilemez kılabilir. Laiklik, inancı bastıran değil, inançlar arasında tarafsızlığı ve çoğulculuğu garanti eden bir anayasal........

© Haber7