Başkasının makası ile ip kesmek yahut kronik Türkiye karşıtlığı
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi şimdi de Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron üzerinden Fransa’nın desteğine bel bağlayıp küçük ve kompleksli ülke profilinin gereği “kullanışlı aparat” olmaya sürdürme kararlılığı içinde…
Kendi bilecekleri iştir elbette ama Fransa ile ittifak deneyen veya Fransa’nın destek verdiği ülkeler ve yapıların saha pratikleri göz önüne alındığında bunun ne kadar boş, beyhude olduğu elbette anlaşılacaktır.
Yakın dönem örneklerine bakılırsa Kafkasya’da Ermenistan ve Karabağ destekçiliği, Suriye’de PKK destekçiliği, Libya’da ayrılıkçılarla işbirliği Fransa’nın Türkiye ile karşı karşıya gelip tası tarağı toplayıp ayrılmak zorunda kaldığı girişimler… Afrika’daki hallerinin pür melali ise gizlenemeyen bir gerçek.
Şimdi sırada Yunanistan ve Güney Kıbrıs var…
Macron’un Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirmeye çalıştığı savunma ve jeopolitik yakınlaşma, ilk bakışta Avrupa güvenliğinde yeni bir denge arayışı gibi sunulsa da, daha yakından incelendiğinde bunun klasik bir ittifak mimarisinden ziyade asimetrik ve sınırlı bir güvenlik tedarik düzeni olduğu görülecektir
Bu yapı, tarafların ortak ve bağlayıcı bir stratejik vizyon etrafında birleşmesinden çok, farklı motivasyonların geçici olarak kesişmesinden doğmaktadır.
Yunanistan açısından bu ilişki, Türkiye karşısında dış kaynaklı caydırıcılık üretme arayışını ifade ederken, Fransa açısından Doğu Akdeniz’de nüfuz alanını genişletme ve Avrupa içinde askeri liderlik iddiasını güçlendirme aracıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için ise bu hat, kendi güvenlik açığını dış aktörler üzerinden telafi etme çabasının bir uzantısıdır.
Bu nedenle ortaya çıkan yapı, literatürde tanımlanan tam teşekküllü kolektif savunma ittifaklarından ziyade, riskin paylaşılmadığı ama siyasi desteğin üretildiği yarı-ittifak niteliği taşımaktadır. Yani sorumluluk söz konusu olduğunda araziye uymak için çok uygun bir zemin…
Bu çerçevenin teknik içeriğine bakıldığında, özellikle Fransa ile Yunanistan arasında imzalanan savunma anlaşmalarının kamuoyuna yansıtıldığı biçimiyle gerçek operasyonel kapasitesi arasında belirgin bir fark olduğu dikkat çekmektedir.
Anlaşmada yer alan karşılıklı yardım maddesi, ilk bakışta bir güvenlik garantisi gibi görünse de, bunun otomatik bir askeri müdahale yükümlülüğü doğurmadığı açıktır. Velev ki böyle bir şeyi de istiyorlar hangi ordu, güç ve kapasite ile?
Daha da önemlisi, kamuoyunda sıklıkla dile getirilen “nükleer şemsiye” tartışmaları, teknik açıdan son derece sorunlu bir zemine oturmaktadır. Fransa’nın nükleer caydırıcılık doktrini tamamen kendi milli egemenliğine........
