menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tüketim Kültürünün Kıskacına Aile: “Sahip olmak” mı, “Ait olmak” mı? (Aile Yazıları V)

12 0
08.08.2026

Aile yazıları ile ilgili bir önceki yazımızda şu konular üzerinde durmuştuk: Kadının iş hayatına katılımı, ekonomik bir zorunluluktan doğmuş; ancak beraberinde çifte yük, azalan doğum oranları ve aile içi gerilimler gibi derin sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu tablonun aşılması için yalnızca ekonomik teşvikler değil; ev içi emeği değerli kılan, kadına gerçek bir tercih özgürlüğü tanıyan ve aileyi merkeze alan bütüncül politikalar gerekmektedir.

Günümüzde gençler, aile kurma kararını verirken duygusal bağlardan ziyade ekonomik yeterlilik ve yaşam standartlarını önceliklendirmektedir. Bu durum, tüketim merkezli yaşam tasarımının evlilik ve doğurganlık üzerindeki baskılayıcı rolünü açıkça ortaya koymaktadır.

Toplumumuz aileye “yuva”, “ocak” ismini vermiştir; bu kavramlar huzuru, sevgiyi, korunmayı, paylaşmayı ifade etmektedir. Günümüzde aileler küresel ekonomi ve gösteri yarışı ile birlikte sürekli kışkırtılan arzular ve üretilen suni ihtiyaçlar peşinde koşmaktan yorulmuştur. Aileyi oluşturan, kuran ve sürdürülmesini sağlayan temel etken “duygu, sevgi, saygı ve paylaşmadır”. Tüketim toplumunda sevgi bile maddi unsurlara dönüşmüştür. İyi bir anne ya da baba kimdir? “İyi eş nasıl olunur? Cevabı ahlaki zeminden koparılarak market, vitrin ve ekranlara taşınmıştır. Artık sevginin ölçüsü de kalpten gelen samimiyetle değil, tüketim kültürünün dayattığı kalıplarla (maddi fedakârlıklarla, alınan hediyelerin pahasıyla) belirlenir hale gelmiştir.

Aileler artık kendi hayatını değil başkasının hayatını yaşamaktadırlar.........

© Haber7