“Kronik Karar Yetmezliği” Varsa Felç Var Demektir!
Üst düzey makamda olmasına rağmen istikametten sapmayan güzel kardeşimden (Allah ondan razı olsun) duyduğum “kronik karar yetmezliği” kavramı, yöneticilik ve liderlik meselesiyle yakından ilgili.
Kamu kurumlarında, sivil kuruluşlarda hatta özel sektörde “kronik karar yetmezliği” var(sa), felç var demektir!
Felcin ötesinde, kurumları içeriden kemiren görünmez bir hastalık kronik karar yetmezliği!
Bu hastalığın en belirgin üç alametifarikası var.
Birincisi, aktif ya da pasif iş yavaşlatmadır.
Karar veril(e)mediği için süreçler uzadıkça uzar, toplantı sayıları çoğaldıkça çoğalır, işler masalarda bekler de bekler.
Yönetici sürekli “konuşuruz”, “hallederiz”, “yaparız” söylemleri ile oyaladıkça oyalar.
Çalışanlar ne yapacaklarını aslında (yöneticilerinden de iyi) bilirler bilmesine ama yöneticilerden gelecek işaretleri beklemek zorunda kalırlar.
Kronik karar yetmezliği hastalığındaki ikinci ayırt edici özellik, potansiyel fırsatların tamamen kaçırılmasıdır.
Halbuki zaman/lama, çoğu zaman fikrin kendisinden daha değerlidir.
Kararsızlık girdabı, fırsat penceresinin kapanması demektir. Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiştir!
Karar verememek, sadece seyretmekle yetinmek demektir; sonra da “niye böyle oldu ki” şeklinde kendi kendine debelenip durmak demektir.
Üçüncü ayırt edici özellik, kurumda demotive ekiplerin ortaya çıkması ile karşı karşıya kalınmasıdır.
Çünkü yönetimin karar verme kabiliyeti yoksa iş yoktur; iş yoksa heyecan ve motivasyon da yoktur.
Çünkü insanlar anlamsız bir şekilde bekledikleri ortamlarda üretkenliklerini kaybederler, aidiyet duyguları da zayıflar; “niye burada duruyorum” ki........
