Ahlat’tan Malazgirt’e bin yıllık mühür
Ahlat-Bitlis
Türk edebiyatının destan damarını temsil eden iki büyük ismi Yahya Kemal Beyatlı ve Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu olmasa idi, Türk’ün Anadolu’ya vurduğu Malazgirt mührünün etkisi hiç bu kadar tesir uyandırmaz idi.
Yahya Kemal Beyatlı şu mısralarla perçinledi Türk’ün muazzam zaferini:
"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!"
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ise coşkun bir epik söyleyişle Malazgirt’e mühürledi ruhlarımızı:
"Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel İklîm-i Rûm'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma
Yeni bir şevk ile haykırdı gökler:
Ya Allah... Bismillah... Allahuekber..."
Ağustos ayının son günlerinde, Van Gölü’nün turkuaz sularına vuran serin rüzgâr ile Süphan Dağı’nın heybeti arasında, kadim bir toprağın tam kalbindeyiz. Şairlerin mısralara döktüğü o kutlu cuma sabahının ruhu, aradan geçen asırlara rağmen bu ovada hâlâ dipdiri nefes alıyor. Bastığımız her karış toprağın altından yükselen bir nabız, rüzgârın sesine karışan nal sesleri ve dualar var hâlâ...
Burası Ahlat; tarihçilerin “Kubbet-ül İslâm” (İslâm’ın Kubbesi) diyerek Belh ve Buhara ile aynı manevî mertebeye koyduğu kutlu belde. Çarho mevkiindeki Han Otağı’nda dalgalanan bayrakların, cirit oynayan atların ve Türkiye’nin dört bir yanından akın eden binlerce insanın coşkusunun ortasında, bir milletin varoluş destanının başladığı yerdeyiz.
Kutlama alanındaki coşkudan sıyrılıp, dünyanın en büyük Türk-İslâm mezarlığı olan Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'na adım attığımız an zamanın akışı duruyor. Boyları dört metreyi bulan, her biri birer sanat şaheseri ve kitabe niteliğindeki binlerce mezar taşının arasında yürürken şunu çok net anlıyoruz: Ahlat yalnızca bir geçiş noktası değil; Türklerin Anadolu’daki........
