İlâ-yi kelimetullah: İslam’ın zafer ve barış felsefesi
İşgaller, terör ve savaşın içine düşmüş insanlığın bugün İslam’ın fetih felsefesini rahat anlayacağını düşünüyorum. İslam milleti, Fas’tan Çin’e kadar iki milyara yakın nüfusuyla büyük bir toplum, büyük bir devlettir.
İslam’ın çağa bakışından fetih kavramı çıkarılamaz; aksine insanlığı güvenlik, barış, adalet ile, özgür, aydınlık ve temiz yaşamaya çağrıdır fetih. Dolayısıyla İslam birliği ve İslam devletinin fetihleri, insanlık için de tek kurtuluştur. Bu yazıda İslam’ın fetih kavramını, İslam devletinin fetih politikasını ve İslam milletinin fetih anlayışını açıklamaya çalışacağım.
Sözlükte “açma, açılma, yol gösterme, galibiyet ve zafere ulaştırma” anlamına gelen “fetih” kavramı, devlet yönetiminde ve uluslararası ilişkilerde önemli bir kavramdır.. “Fetih”, kısaca “bir meselede hüküm ve karar verme, yönetme, strateji gütme” anlamlarına gelmektedir. Müslümanların, zulmü ortadan kaldırmak, adaleti yerleştirmek ve ilayıkelimetullah için ülke veya şehirleri yönetimlerine almalarıdır fetih; ülke veya şehirleri İslâmiyet’e açmaları, İslâm devlet idaresine, İslâm hakimiyetine almaları” demektir.
Fetih kavramı özünde nihai gaye olarak kalplerin İslâm’a açılmasını, insanların Allah’ın mesajına ulaşmasına engel olan unsurların ortadan kaldırılmasını ve İslâm’ın yayılmasına, yaşanmasına uygun ortamın hazırlanmasını ifade etmektedir.
İ‘LÂ-Yİ KELİMETULLAH DAVASI
Fetih kavramı içinde fiilî savaş (kıtâl) anlamı da bulunmakla birlikte bu kavramın temelde gönüllerin İslâm’a açılmasını ifade ettiği Kur’ân-ı Kerim’den açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in 48. sûresi Fetih Sûresi adını taşır ve şu âyetle başlar: “(Ey Resûlüm!) Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik” (Fetih Suresi; Ayet: 1).
İslâm fetihlerinin temel amacı ilâ-yi kelimetullahtır. İnsanların İslâm davetine ulaşmalarına imkân sağlamak ve kulluğun gereğini yerine getirmek için “fî sebîlillâh” gayret göstermek, Allah’ın dininin hâkim olmasına çalışmaktır. Çünkü adaletin sağlanması, inanç ve ibadet hürriyetinin korunması, can ve mal güvenliği gibi en temel hakların teminat altına alınması siyasî hakimiyetle mümkündür. Buna karşılık hakimiyet altına alınan insanların İslâm’ı kabul etmeleri için zorlanması söz konusu değildir. Çünkü “Dinde zorlama yoktur” (Bakara Suresi; Ayet: 256) ve insanların kendi hür iradeleriyle Müslüman olmaları esastır.
Dolayısıyla fethedilen topraklarda yaşayan insanlar İslâm hakimiyetini kabul etmekle Müslüman olmadıkları takdirde cizye ödemek şartıyla........
