Stratejik Kazanım Doğuran Savaşlar
Sayısal değerlere değil de savaşların sonucunun üzerinde durduğumuz savaşlara stratejik kazanımlı savaşlar diyoruz. Bir çok insanın aksine orduların büyüklüğüne, savaşların şiddetine, vs bakmadan doğrudan savaşın doğurduğu ve zamanla daha da belirgin hale gelen sonuçlara stratejik kazanımlar olarak bakmak gerekir. Ne zaman bölgesel veya küresel güç dengelerinde değişiklik ihtimali belirse ne zaman büyük savaş riski doğsa ilk düşünmemiz gereken hususlardan biri bu değişikliklerin ve savaşların hangi stratejik sonuçları doğuracağıdır. Orduların veya devletlerin büyüklüğü illa ki stratejilerinin doğruluğunu ve büyüklüğünü göstermez. Strateji bir akıl, basiret, fetanet ve rasanet meselesidir. Eğer sonuçları uzun zaman sonra ortaya çıkacaksa küçük akıllar ana stratejik kazanımları ve kayıpları göremeyebilirler. Aksine büyük stratejik hatalar yaparak yollarına devam ederler. Ellerinde büyük güç olduğu içinde yanlış stratejilerini daha yüksek kayıplara neden olacak şekilde uygulamaya muktedirler.
Bazen de tarihi dönemeçlerde yapılan savaşlar, alınan kararlar stratejik sonuçları bilinmeden gerçekleştirilebilir. Bizler stratejik kazanımları asırlar sonra fark edebiliriz. İlginçtir bazı küçük olaylar, savaşlar beklenmedik sonuçlar doğurmuştur. Tabi ki aslolan bilinçli bir şekilde stratejik sonuçlar ve kazanımlar doğuracak kararlar ve inisiyatifler almaktır. Bu yazıyı daha önceki yazılarda farklı bağlamlarda örnek verdiğimiz stratejik sonuçlar (kazançlar ve kayıplar) doğuran savaşlara ayıracağım. Ta ki verilen örnekler ile stratejik sonuçlar kavramı bütün yönleriyle gerçekliğini bulsun, olanca vüsati ile idrak edilsin. Verilen örnek savaşlar listesi elbette eksiksiz değildir. Bu listeye başka olaylar, kararlar ve savaşları da ilave edebilirsiniz.
Yazının salt bir bilgi yığını gibi görülebilecek içeriği umarım okuyanları yanıltmaz. Zira tarih hem yöntem hem de malzeme olarak bir düşünme biçimidir. Aslında okuyacağınız büyük stratejik kazanım veya kayıp olarak tespit ettiğimiz olayların, kararların, politikaların ve savaşların her biri bir düşünceyi de temsil etmektedir. Bu olaylardan bir kısmını müşterek analiz etmek ve değerlendirmek ise bir düşünce biçiminin ta kendisidir.
Bir Örnek Doğumun Hikayesi
Bizim tarihimizin en ciddi rakiplerinden bir gücün tarihi ile başlamak istiyorum. Bir bakış açısından 13 kere savaşıp ancak bir kere galip geldiğimiz Rus İmparatorluğunun farklı isimler ve kurumlarla var olmasının hikayesinin stratejik dönüm noktalarını anlatmaya çalışacağım. Bu anlatıda bütün tarih yok, belirttiğim gibi stratejik yön değiştirmeler ve güç kaymalarına yol açan önemli olaylar var.
Neva Savaşı (15 Temmuz 1240)
Bugün Rusya'nın en önemli halk kahramanı sayılan Alexander Nevsky’inin değerini ancak Ruslar anlayabilir. İsveç’in sömürgeleştirme çalışmalarının devam ettiği Slav topraklarına hem İsveç’in hem de pagan veya Bizans etkisindeki Ortodoks Slavları Katolikleştirmek için Papa’nın donattığı seçme ve karma bir ordu Baltık Denizinin doğusundaki slavlara saldırdı. Ordu içinde İsveç’in seçme askerleri, Alman Töton şövalyeleri, seçme Haçlı birlikleri bulunmaktaydı, tarihçilere göre sayısı da 5000 civarında idi. Novgorod Prensi Alexander Yaroslav’ın emri altında ise 500 civarında asker bulunmaktaydı. Sayıları ne kadar da az değil mi? Seçme İsveç ve Haçlı ordusunu 15 Temmuz 1240 tarihinde Neva ırmağı kıyısında Alexander Yaroslav’ın ordusu yendi.
Bu o kadar önemli bir zaferdi ki, bu savaş Katolik Avrupa’yı Rusya’da durdurdu; Rusya artık İsveç gücüne karşı olduğu kadar Katolik Avrupa gücüne karşı da Kuzeydoğu sınırını çizmiştir; bu tarihten itibaren Rusya artık Ortodoks kilisesinin merkezinde şekillenecektir. Bir daha Katolik Haçlı orduları Rusya'ya giremeyeceklerdir. Bu zaferin anısına Novgorod Prensine Nevsky (Neva Nehri Muzafferi) unvanı verilecektir. Alexander Nevsky efsanesinin doğuşudur bu, Nevsky aynı zamanda Ortodoks kilisesi tarafından aziz ilan edilmiştir. Tarihin büyük savaşlarına kıyasla az sayıda iki askeri birlik derecesindeki küçük ordunun savaşının sonucu devasa bir Rus gücünün doğuşunda bir dönemeç teşkil edeceğini kim bilebilirdi?
Kulikovskaya (Kulikovo) Savaşı (8 Eylül 1380)
Prens Dmitri Donskoy komutasındaki Moskova Knezliği (Prensliği) ordusu ile Mamay Mirza komutasındaki Altın Orda Devleti orduları arasında yapılan kader belirleyici savaştır. Don Nehri yakınlarındaki Kulikovo Çölünde yapılan bu savaşta Moskova Knezi etrafında birleşmiş bütün Rus Knezliklerinin birleşik ordusu ile Altın Orda ve Ceneviz müttefik ordusu karşı karşıya gelmişlerdir. Bu savaş Rus Knezliklerinin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.
Bu savaştan sonra da Altın Orda devletinin Ruslar üzerindeki üstünlüğü devam etmiştir. Ancak, ilk defa bu savaşla Rus Knezlikleri Altın Orda devletinin yenilebileceğini görmüşlerdir. Bazı savaşların etkisi zati ve somut etkilerinin çok üzerine çıkabilir. Bizim tarihimizdeki Lepanto (İnebahtı) Deniz Savaşı mağlubiyeti (7 Ekim 1571) gibi, ki bu mağlubiyet sonrası Avrupa güçleri Osmanlı Gücünü yenebileceklerini görmüşlerdir. Bir Batılı tarihçi (Paul K. Davis) aynen bunu ifade etmektedir: “İnebahtı Zaferi bir zaferden öte ahlaki bir zaferdir… Osmanlı gerilemesinin önemli bir dışavurumudur. Zaferle birlikte Osmanlı’nın gizemi (Yenilmezlik gizemi) önemli ölçüde zedelenmiştir” . Nitekim İnebahtı Savaşının duvar resimleri Avrupa’da bazı kiliselerde Hıristiyan Avrupa’nın Müslüman kafirlere karşı kazandığı zaferi adeta dini yapının bir parçası haline getirmiştir. Terek Savaşı (15 Nisan 1395) Kuzey Kafkasya'da Terek Nehri yakınlarında meydan gelen bu savaşta Timur ordusu ile Toktamış komutasındaki Altın Orda ordusu karşı karşıya gelmişlerdir. Savaş Timur’un kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu savaşta Rus Knezlikleri savaşın bir parçası değildirler. Ancak, savaşın sonucu en fazla Ruslar için olumlu sonuçlar yaratmıştır, Altın Orda Rus coğrafyasındaki etkisini yitirmiştir. Butarihten sonra Kuzeydeki Rus Gücü her geçen gün daha da büyüyecek, genişleyecektir. 1718- 1895 arasında bütün Türkistan’ı yani Timur İmparatorluğunun da büyük topraklarının olduğu coğrafyayı tamamen işgal etmiştir.
Böylesi yakın ve akraba milletler arasındaki savaşlarda diplomasi ve özellikle de kuşatıcı siyaset büyük önem arz etmektedir. Nitekim meşhur Demir Şansölye Bismarck 14 Haziran - 23 Haziran 1866 tarihleri arasında cereyan eden Avusturya - Prusya Savaşında (Yedi Gün Savaşı) Prusya'nın kesin zaferine ve Avusturya’yı ilhak etme imkanına rağmen Avusturya’nın bir germen soylu devlet olarak devamını arzu etmiştir. Bir yere kadar Prusya ordusunun demir yumruğu ile ilerleyen Bismarck “Siyaset mümkünatın sanatıdır” sözüne uygun şekilde siyasi aklını devreye sokmuştur. Timur’un bunu yapmadığını açıkça görmek mümkündür.
Poltova Savaşı (27 Haziran 1709)
Rus Çarı Deli Petro (Büyük Petro) ile İsveç Kralı Charles arasında cereyan eden bu savaş sonucunda İsveç ve müttefikleri kesin bir şekilde yenilmiştir. Baltık Denizi ve Kuzey Avrupa’da Rus Çarlığı hakimiyeti başlamış; Rus Çarlığı imparatorluk vasfını kazanmış ve İsveç ise büyük devlet statüsünü kaybetmiştir. Rus Çarlığı bu tarihten sonra tamamen içeride modernleşme ile güç kazanmaya ve fetih politikasını Orta Asya ve Güneye doğru uygulamaya başlayacaktır. Kuzeyde yeni doğan Rus İmparatorluğunu dengeleyecek bir gücün daha düşmesi Osmanlı Devletinin de aleyhine olmuştur. Devleti Aliyye halbuki iki yüzyıldır ama özellikle 1600'lerden itibaren Kuzey siyasetinde bir denge unsurunu korumaya önem vermiştir. Bu amaçla, Lehistan Seferine (1622) çıkmak isteyen Genç Osman’a saraydaki müesses nizamın temsilcileri zımnen “Sefere siz çıkmayın, yani Sultan sefere çıkarsa o beldeyi fethetmesi gerekir, halbuki Lehistan’ı ilhak veya tamamen fethetmek Kuzey dengesini bozar” mesajını vermişlerdir (Rahmetli Ziya Nur Aksun’u yad ederek).
Nitekim Devleti Aliyye uzun süre 1795’te Rus Çarlığı ve Habsburg monarşisi arasında paylaşılan Lehistan’ı bir hükümran devlet olarak tanımaya devam etmiştir. Meşhur anlatıya göre padişahın yabancı elçileri kabul sırasında Lehistan- Litvanya Birliği büyükelçisine ayrılan boş sandalyeyi protokol görevlisine padişahın sorması üzerine görevlinin “Lehistan sefiri yoldadır” ya da”Lehistan sefiri henüz gelmedi” şeklinde cevap vermektedir. Bu anlatının ilk yazılı kaydı 1936- 1945 yılları arasında Polonya’nın Türkiye’deki büyükelçisi olan Michal Sokolnicki’ye aittir. Bu belki Polonya büyükelçilik binasını Nazilerin Polonya’yı işgal etmesinden sonra Almanya’nın hakkı olduğundan bahisle ısrarla isteyen Von Papen’in taleplerine karşı çıkan Türkiye’nin himayesine nazik bir teşekkür de olabilir. Bu anlatıyı söyleyen diğer bir kişi ise Polonya toplumunu annesinin babası olan Alman huguenot Müşir Mehmet Ali Paşanın akrabalık ilişkilerinden dolayı iyi tanıyan Ali Fuat Cebesoy Paşadır. 2. Abdülhamit döneminde genç bir subay iken buna şahit olduğunu söylemiştir. Ezcümle devletin kuzey siyaseti açısından kuzeyde Rusya ve Avrupa dengesini lehe sağlayacak başka güçlerin olması ve hatta Devlet-i Aliye ile Rus Çarlığı arasında tampon devletlerinin bulunması elzemdir.
Rusya’dan Avrupa’ya Geçiş: Batının Sınırlarını Çizen Savaşlar (Maraton, Puvatya)
Rusya'nın Batı ve Kuzey sınırlarını çizen savaşlardan sonra Avrupa’nın Batı ve Doğu sınırlarını çizen iki savaşa yer vermesek olmazdı. Bu savaşlardan ilki Maraton Savaşıdır. MÖ Ağustos/ Eylül 490 yılında General Miltiades komutasındaki Atina Şehir devleti ordusuyla General Datis komutasındaki Ahameniş Kralının ordusu arasında Maraton ovasında yapılan bu savaş Atinalıların zaferiyle sonuçlanmıştır. Pers İmparatorluğu gücünden birşey kaybetmemiş olsa da de Maraton Savaşından sonra Yunanistan’daki şehir devletlerine bir daha saldırmamıştır. Bir anlamda, bu savaşla Batının Batı ucundaki sınır çizgisi belirginleşmiştir. Stratejik sınır........
