menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO Zirvesi ve Küresel Denge Stratejik Hedef Nedir?

32 0
06.07.2026

 7-8 Temmuz tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek olan Nato Devlet ve Hükümet başkanları zirvesinin gerçekleştirilmesinden önce bir değerlendirme ve öngörü yazısı yazmanın zor olduğu düşünülebilir. Zira NATO’nun tartışmasız patronu Amerikanın liderliğinde ne yapacağı ön görülemez bir profile sahip olan D. Trump bulunmaktadır. Avrupa büyük devletleri yavaş yavaş silahlanma ve kendi ordularını kurma sürecinde hem içsel motivasyonlar hem de dışsal Amerikanın zorlamasıyla ilerledikleri için daha öngörülebilir pozisyondadırlar. Ancak, bölgesel olarak devam eden Ukrayna Savaşının bir anda Avrupa’nın savaşına dönüşmesi, İran Savaşının komplikasyonlarının Batıyı da etkilemesi, Rusya - Avrupa Savaşının daha ciddi tartışılır hale gelmesi savaşın doğal karakteristiğinden biri olan sürpriz unsuru içerdiğinden yine bir öngörü sorunu ortaya çıkacaktır.

Bu zirve öncesi neredeyse işin magazin tarafından ağırlık verilen bilgiler dışında çok az ciddi bilgi ve yorum kamuoyuna yansımış durumda. Ülkemizde ise Ankara’daki yöresel iyileştirmeler, toplantı yasakları, vb konular basında çokça yer almıştır. Bunların dışında sanal ortamda bağımsız yorumcu ve uzmanların toplantıya ilişkin farklı ve teknik değerlendirmelerini okumak, dinlemek mümkündür. Ancak, son yıllarda NATO’nun başat üyesi Amerika’daki değişiklikler, Atlantik Konseyi'nin diğer Batılı üyelerindeki ekonomik ve siyasi güç kaybı, küresel dengede görülen değişiklikler de NATO zirvesinin temel içeriklerine ilişkin yorum yapmayı hayli zorlaştırmış durumdadır. İçinde yaşadığımız küresel gerilimler hatta bölgesel savaşlardan dolayı resmi kaynaklardan dışarıya sızan bilgilerin önemli bir kısmı propaganda niteliği taşıyan bilgilerdir. Doğru bilgileri süzmek her zaman mümkün olmamaktadır.

Dikkatlerimiz -daha çok magazinel mahiyette- ülkemizde düzenlenen NATO toplantısına yoğunlaşmış durumda iken bugünün küresel bağlamını unutmamak gerekir. Eğer NATO küresel hedefleri doğru tespit ediyor, bu çerçevede adımlar atıyorsa, kendi içinde ve kendi perspektiflerine göre varlık sebebini doğru inşa ediyor demektir. İttifaklarda kurucu devletlerin özellikle de sistemin süper güçlerinin gücü asıl belirleyicidir. Mesela SSCB liderliğinde kurulan Varşova Paktı SSCB olmaksızın o dönemdeki NATO karşısında etkili bir güç olamazdı. Nitekim Varşova Paktı SSCB dağıldığı için çözülmütür. Bu çerçevede iki büyük savaştan örnekler vererek konuyu açalım. 1. Dünya Savaşında İngiltere bir kampta ve Almanya diğer kampta savaşın ana yürütücüleri olmuşlardır. En azından savaşın sonuna kadar savaşan ittifaklar bu iki gücün savunma sanayiinin ürettiği silahlar, bu iki gücün lojistiği ve bunların neticesi olarak bu iki gücün askeri stratejisi ve komutası ile savaşmışlardır. Savaşın finansmanını da bu iki asli güç sağlamıştır.

Dolayısıyla eğer küresel bir yarılma şeklinde ittifak sistemlerinden bahsedeceksek ittifakın ana muharrik gücü olan asli bileşeni ile güçlerin performansını dikkate almamız gerekir. Bu durum askeri, siyasi, ekonomik ittifakların hepsinde geçerlidir.

Günümüzde geçmişten daha da ileri düzeyde ittifakın asli güçlerinin inovasyon kapasitelerinin yüksek, rekabetçi ve başat olmaları belirleyicidir. Zira artık günümüzde beyin gücü savaşın belirleyici olarak kendi platformunda önemini korumaktadır. Ancak, kol ve kas gücü ile savaşın kahramanlık altyapısını oluşturan cesaret gibi duygular önemini yitirmiştir. Günümüz savaşlarının çoğunda savaşınmuharipleri öldürdükleri insanları görmemektedirler. Ölen milyonlar ile katillerinin karşılaşma ihtimali yok denecek kadar azdır.

Bu durumda savaşların galibi daha üstün yüksek teknoloji, sürdürülebilir finansman, güvenli lojistik ve tedarik ağı, etkili sivil ve askeri organizasyondur.

Bu perspektiften baktığımızda NATO ittifakını kurumsal olarak değil asli bileşenlerin inovatif kapasitesi açısından değerlendirmek gerekir. 1. Dünya Savaşında savaşan ittifak sistemlerinin teknolojik kapasiteleri, organizasyonel yetenekleri birbirlerine yakındı. Bazı alanlarda Almanya ve bazı alanlarda ise İngiltere ve Fransa üstündü. Mesela savas gemilerinde optik sistemler, silah sistemleri bakımından Almanya ilerlemişti. Ama navigasyon sistemleri bakımından İngiliz donanması üstündü. Sürdürülebilir savaş finansmanı açısından İngiltere bariz öndeydi. Teknolojik üretim bakımından Almanya İngiltere’nin önündeydi. Fransa bazı topçu sistemlerinde farklı üretim gerçekleştirmisti. Lojistik ve tedarik ağı en geniş olan İngiltere idi. Askeri teknik istihbarat açısından iki asli güç de eşit sayılabilirdi. Ama İngiliz istihbaratı daha dikkatli ve daha uzun süreli geleneksel bağları olan bir yapıda idi. Diğer yandan Alman sisteminde liderlik (Kayzer) daha zayıf ve hatalı idi. İngiliz donanması Kuzey Denizinde bir Alman savas gemisini ele geçirmişti. Gemide şifreli askeri muhabere kriptosunu da ele geçirmişlerdi. Bu Alman liderliğine rapor edildiği halde aynı şifreleri kullanmaya devam etmişlerdir... Bu küresel savaş sırasında ittifakın amiral gemisi için affedilmez bir hataydı, hele İngiltere gibi bir düşmana karşı!

Müttefiklerini yönetme ve sorun çözme bakımından İngilizler daha diplomatik, Almanlar ise daha sert, asker ve katı idiler. Kendilerinin askeri yeteneklerine ve sistemlerine hayran Osmanlı subayları ile sahada çok sorunlar yaşamışlardı. Kuzeyli germanik sertlik ile kalplerini kolayca kazanabilecekleri Türk subayları ile gereksiz bir rekabete girmişlerdir. Diğer yandan Almanların taktik muharebede daha dayanılmaz, İngilizlerin ise büyük stratejidıe daha kuşatılamaz oldukları bir gerçekti.

Sonuç olarak bu Birinci Küresel Savaş İngiltere ve Almanya’nın savaş organizasyonunun ve inovatif kapasitelerinin savaşı olarak devam etmiştir. Nihayetinde Osmanlı, Bulgaristan, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Almanya lojistik hattını Fransız Mareşal Louis Franchet d'Espèrey'in çökertmesi, Batı cephesinde Amerika ve Kanada askerlerinin sevk edilmeye başlaması Almanya’nın direncini kırmıştır.

İlginçtir 2. Dünya Savaşı da ana çizgileri ile ilk küresel savaşın benzeri gibi olmuştur. Askeri teknoloji ve savaşa hazırlık bakımından Almanya öndedir. İngiltere bir süre zamana oynamıştır bu yüzden. Tedarik ağı ve sürdürülebilir savaş finansmanı bakımından İngiltere yine üstündür. İstihbarat yönünden Almanya bütün hayranlık verici zekasına karşın yine dikkatsiz, tedbirsizdir. Enigma şifrelerini çözmeye işgal öncesi Polonya şifre kırıcılar başlamışlardır. Savaşın asli muharrik gücü için büyük bir odaklanma eksikliği ve Alman disiplinine yakışmayan dikkatsizlik. 2. Dünya Savaşına Eski Dünyanın ve Avrupalı Büyük Güçlerin çok tanımadığı iki güç de savaşa dahil olması görece bir farklılıktır. Dünyanın uzak köşelerinde birbirinden dehşetli bir varoluş savaşı başlayınca her asli bileşen kendi savaşını vermiştir. Londra bombardımanına eğer İngilizler dayanamamış olsalardı, Amerika yardımıyla savaşı kazanan ittifakta olsalar bile savaş sonu muzaffer devlet kazanımı elde edemezlerdi.

2. Dünya Savaşında savaş yöntemi ve direnci açısından iki farklı aktör, işgalci ve saldırgan Japonya ile işgal edilen ve 30- 35 milyon insanını kaybeden Çin sahne almıslardır. Bugün bile o dönemdeki durumları tam olarak araştırılmış değildir. Savaşın Uzakdoğu’da ve Pasifikte yapılan kanlı ve teknolojik düzeyi yüksek savaşlar Eski Dünyanın halkları tarafından bir film şeridi izlenmiş,dinlemişlerdir. Ancak, bir hakikat vardır ki, üzerinde durmak lazımdır. Savaşı yürüten ana devletin, asli bileşenin hasmı olan ana rakiple bizatihi savaşıp onu imha veya iradesine tam baş........

© Haber7