menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mütevazi Yıldızlar, Muntazam Galaksiler

2 0
latest

Başlığın şairane olması sizi yanıltmasın dostlar. Mütevazı yıldızlar ile en geniş anlamıyla kahramanları muntazam galaksiler ile de en geniş anlamıyla milletleri ve sistemleri kast ediyorum. Bu iki fikrin herkesçe bilinen iki temsilcisini de zikrederek kahramanlar ve en geniş anlamıyla kurumlar, milletlerden örnekler vermeye çalışacağım.

Tarihte kahramanlar üzerinde duranların sembolik ismi Thomas Carlyle’dır 1795- 1881). İskoç asıllı bir denem yazarı, tarihçi, filozof ve sosyal eleştirmen Carlyle tarihi yapan ana özneler olarak kahramanlar üzerinde durmuştur. Carlyle bizdeki son dönem (Osmanlı son dönem ve Cumhuriyet ilk dönem) aydınları ve kanaat önderlerini de yaşadığımız dönemsel sıkıntılar ve olaylardan dolayı çok etkilemiştir (Kurtarıcı lider beklentisi de olabilir). Birbirine yakın dönemlerde ancak farklı sosyal olaylara şahitlik ederek yaşamış olan Gustave Le Bon (1841- 1931) ise kitleler ve kitlelerin özellikleri ve olumsuz gücü üzerinde durur. Kitlelerin şuursuz ve tekil bireyden daha aşağı düzeyde düşünme yeteneğine sahip olduklarını savunur. “Kitleler Psikolojisinin” akletme süreçlerinin dışında oluştuğunu, adeta sadece sokaktaki kalabalıkların değil meclislerin ve sendikaların da (Bu birlikleri de kitle olarak görür) Batı medeniyetini çökerttiğini ileri sürer. Ona göre uygulanacak politikaların kitlelerin onayına sunulması değil; söz konusu politikaların farklı ikna araçları ve yöntemlerle kitlelerin inandırılması hedeflenmeli, benimsenmelidir.

Nitekim Sigmund Freud’un yeğeni Edward Bernays (1891- 1995) Amerikada modern propaganda ve nazik ifadesiyle halkla ilişkileri disiplinini kurmuştur. Psikoloji ve psikanaliz yöntemlerini kitle iletişimi, halkla ilişkiler ve pazarlama tekniklerine uyarlamıştır. “Halkı bilgilendirmek, ikna etmek ve bütünleştirmek stratejileri geliştirmiştir. Unutmayalım ki, Amerika Birleşik Devletlerinin 1. Dünya Savaşına girişini meşrulaştıran E. Bernays’tir: “Amerika'nın dünyanın geri kalanını medenileştirme misyonu vardır. Bu Amerikanın kaderi misyonudur.” Bu tezler 20. Yüzyılda Hitler, Stalin, Mussolini gibi diktatörleri; devasa Amerikan tröstleri gibi şirket gruplarını yaratmıştır.

Tarihin yapıcı ve etkili unsuru olarak milletleri gören anlayışlar da vardır terazinin karşı kefesinde. Mesela Johann Gottfried von Herder (1744–1803) Bu düşüncenin babası kabul edilmektedir. "Ulus Ruhu" (Volksgeist) kavramını ortaya atmıştır: “Tarihin gerçek öznelerinin bireyler veya devletler değil, benzersiz bir dile, kültüre ve karaktere sahip olan "milletler" olduğunu savunmuştur.” Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770–1831) ise tarih felsefesini "Dünya Ruhu" (Weltgeist) kavramını kullanır ancak bu ruhun tarihte cisimleşmesini milletler üzerinden açıklamaktadır. Tarih, mutlak ruhun (özgürlüğün) kendini gerçekleştirme sürecidir. Bu süreçte her dönemde bir "Tarihsel Millet" (Tarihî Ulus) öne çıkar ve dünya ruhunun taşıyıcılığını yapar. Johann Gottlieb Fichte (1762–1814) ise milletlerin tarihi inşa eden canlı organizmalar olduğunu savunmuştur. O bir milletin dilini ve kültürünü korumasını, onun tarihi bir aktör olarak varlığını sürdürmesinin tek yolu olarak görmüştür. Kültürel saflığını koruyan milletleri tarihin yapıcı unsurları olarak kabul etmektedir. Buraya kadar sunulan görüşler özellikle Alman millet anlayışının temellerini ifade ediyor görünmektedir. Jules Michelet (1798–1874) ise tarihin insanlığın doğaya ve kadere karşı özgürlük mücadelesi olduğunu ve bu mücadelenin en somut yapıcı unsurunun da ortak bir ruhla hareket eden milletler olduğunu savunmuştur. Bu da Fransa’nın imparatorluk tecrübesinden neşet eden millet düşüncesini içermektedir. Giuseppe Mazzini (1805–1872) ise “Her milletin insanlığın ortak gelişimine sunacağı özel bir "yetenek" veya "görevi" olduğunu; Tarihin ise bu milletlerin kendi kimliklerini bularak insanlığa katkı sağlama sürecini oluşturduğunu savunmaktadır. O’nun için milletler Tanrısal bir planın parçalarıdırlar. Mazzini zaten İtalyan Birliğinin ideoloğu ve düşünürüdür. Tolstoy ise Savaş ve Barış’ın sonundaki “Tarihin ana muharrik gücü nedir?” tartışmasında tanrısal bir iradeye daha yakın durmaktadır. Elbette bu tartışması Rus milliyetçiliğinin dar sınırlarına sığdırılamaz, evrenseldir. Görüldüğü üzere bu düşünür ve aydınlar Avrupa’da milletlerin ve siyasi ulus-devlet birliklerinin oluşmaya başladığı dinamik dönemlerin aydınlarıdırlar. Her biri kendine has bir millet yapısının oluşmasına katkı sağlamış, diğer bir ifadeyle ise millet oluşumlarının karakterini düşüncelerini yansıtmışlardır.

Bizim dünyamızın anasız doğan çocuğu İbni Haldun ise sosyolojik bakış açısını oluşturmuş, adeta sosyo politik ve ekonomi politik bir kuramlar dizisi yaratmıştır. İbni Haldun demişken küçüklüğümde yaşadığım bir zihinsel deneyimi de aktarmak isterim. İbni Haldun’un devletler insanlar gibidirler; doğarlar, büyürler, yaralanır ve ölürler kuramını yalın olarak ilk duyduğumda kafamda biriken Osmanlı Devleti neden yıkıldı sorularıma cevap bulmuş olduğumu sanmış ve içim rahatlamıştı. Yani yeni bir Osmanlı Devletinin doğumu da mümkün gibi mi anlamıştım yoksa sanki bir yıkılışın sebebini kuramsallaştırmanın onun yeniden gücünü toplamasını sağlamak işlevini göreceğini mi düşünmüştüm bilemiyorum. Ancak, sonradan şunu farkettim ki, İbni Haldun devletlerin doğumu, büyümesi, yaşlanması, vs derken aslında bu dönemlerin göstergelerini de belirtiyordu. Asıl doğru anlaşılması gereken bu göstergelerdi. Zira bunlar doğru anlaşılırlar, hatalar isabetli teşhis edilirler ise etkili bir tedavi süreci uygulanabilirdi, hatta regeneratif gelişmeler (kendi kendini yenileyebilici gelişmeler) bile sağlanabilirdi.

Modern zamanlara doğru ise “Kurumlar” ve “Zümreler, kadrolar” vurgusu ön plana çıkmıştır. İngiliz sistemi “içselleştirilmiş bir kurumlar sisteminin” timsalidir. Ne sarayın teamüllerini ne aristokrasinin ne de İngiliz Meclisinin teamülleri aşılabilir. 20. Yüzyılda Lenin bu kuramlara yeni bir kavram getirmiştir. “İhtilalci Kadrolar”. Bu alana ABD’nin katkısı ise Kurumların yanında içtihatlar ve işlevsel prosedürlerdir. Bugün bile Amerikan sistemine baktığımızda işlevsel prosedürlerin hala önde tutulduğunu görürüz. Elbette bugün geldiğimiz noktada daha bütüncül bakabiliyoruz. Farklı kuramların sentezi düşüncelerden yararlanabiliyoruz. İster tekil kahramanlardan sistemlere (Yıldızlardan galaksilere) isterse sistemlerden tekil kahramanlara (Galaktik sistemlerden yıldızlara) gidelim her birinde diğerlerinin yadsınamayacağı bir birliktelik söz konusudur. Bazen milletler ve kurumlar büyük bireyler ve kahramanlar yetiştirirler bazen de tekil kahramanlar sistemlerin hasarlarını tamir ve bozulan yönlerini ıslah ederler. Kurumların asli yapılarına dönmelerini temin ederler. Bugün yaşadığımız bazı belirleyici sorunları da dikkate alarak tarihimizin çok dikkati çekmeyen ama yaptıkları işler itibariyle bir tam idari ıslahçıyı yansıtan Köprülü Ailesini ve etkilerini paylaşmaya çalışacağım. Çoğumuzun bildiği bu ıslahçı ve kudretli aileyi bugünün penceresinden anlamaya çalışalım. Tarih konusunda elbette kişiler, olaylar zamanın şartları içinde değerlendirilirler. Haksız eleştiri gibi karşılıksız övgüye de olumlu bakılmaz. Ancak, tarihin içindeki hazinelerden eğer idrak ağımızda takılanlar olursa sahiplenmek gerekir.

Çok büyük ıslahatçılar (Ömer B. Abdülaziz gibi) ve büyük dönüşümler yapan düşünce ve siyasi alanındaki liderlere girmeden biraz daha zihnimizin yakından görebileceği ıslahatçı devlet adamlarından bir örnekle yetineceğim. Biraz biyografi üzerinden gidersek, Köprülü Mehmet Paşa (1575- 1661) 1656- 1661 yılları arasında sadrazam olan Arnavut asıllı Osmanlı devlet adamı ve askerdir. Bilindiği üzere Paşa’nın yaşadığı yüzyıl (17. Yüzyıl) “İmparatorluğun en karanlık yüzyılıdır”. Devletteki çözülme, dağılma,çöküş emareleri, sosyal yapıdaki hastalıklar bir daha eski günlere dönüşün olamayacağı şekilde en yüksek düzeyde var olmuşlar, hükümlerini icra etmişlerdir. Daha da durumu kötüleştiren ise bu yüzyıldan itibaren Avrupalı güçlerin bilimde, düşüncede, teknolojide, sömürgecilikte, vb........

© Haber7