Milletlerin Asli Unsurları
Büyük Rus yazar Dostoyevski’nin kendi milletine olan sevgisi ve güvenini çok az yazar içinde taşıyabilir. Dostoyevski bırakalım sevgi ve güveni Rus milletime hayrandır, aşıktır. Rus mujiklerini içinde bulundukları yoksul durumlarına rağmen onları Rus milletini savunacak, ayağa kaldıracak asli unsur olarak görür. Halbuki bu mujikler Çar 2. Aleksandr tarafından 1861’de yürürlüğe konan köylü serfliğinin (Toprak köleliği) ortadan kaldırılması ile özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Ama bu millet katmanı Rus milleti ve devleti için (o dönem Rus Çarlığı) temel beşeri birim olarak görülmektedir. Nitekim bu köylüleri Büyük Çerkes sürgünü sonrası işgal edilen Kafkasya'ya iskana tabi tutulmuşlardır. Bugünkü Adigey Cumhuriyeti ve Krasnodar Koray halkının önemli bir bölümü mujik kökenlidir. Aslında Dostoyevski’nin mujiklerde ifade ettiği bu katman Rus milletinin en altta bulunan, Rus kültürü ve duygusunu yaşayan insanlarıdır. Bundan dolayıdır ki Dostoyevski bu mujiklere hayranlığını ifade eder, Rus Devleti bu zemine istinat eder, genişlediği alanları bu kesimle ruslaştırır.
1917 Bolşevik Devriminden sonra gündelik yaşamda artık kullanılmayan bu kavram, Aslı ve ruhuyla halen vardır. Halen de Rus Devletinin asli unsuru olarak en sağlam dayanağıdır.
Bundan dolayıdır ki, Putin bu kavramı sadece kan olarak değil, kültür ve ruh olarak da Ruslaşan farklı etnik kesimlere teşmil etmekte, politikalarını bu kesimler üzerine inşa etmektedir.
İşte her milletin ve devletin istinat ettiği (dayandığı), varlık yokluk savaşlarında müracaat ettiği bir asli sınıfı vardır. Bu ifadeden ayrımcılık, üstün tutma gibi anlamlar çıkarılmamalıdır.
Bu kesim, genel zenginlikte en az payı alır, en fazla mihnet ve meşakkati çeker. Bu sınıf, savaş gibi olağanüstü zamanlarda milleti korumak üzere fedakarlıklarda bulunur, askere alınır, can verir. Yani ücrette değil, hizmette ve yükümlülükler karşısında ayrıcalıklıdır. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine girmesiyle ülkemize Sovyet coğrafyasından bir insan akını yaşanmıştı. O yılları hatırlayan belirli yaş grubu üzerindekiler hatırlayacaklardır, Rusya’nın artık tekrar eski güçlü- dönemlerine dönmesi hayal bile edilmemekteydi. İşte ülkemize akın akın gelen bu insan topluluklarının çaresizliği daha açıktı. Hatta bazı olumsuz anlamlar da yüklenen kadın unsuru toplumda ciddi değişimlere yol açmıştı.
Ancak, o yıllarda bizim ve bizim gibi Avrupa metropollerinde yaşayanların Rus mujiklerini o gün temsil eden Rus insanına dair bir bilgisi, ilgisi bulunmamaktaydı. Sonuçta 90’lı yılların sonlarından itibaren Rus gücü tekrar derlenip toparlanmış ve ayağa kalkmıştır.
Bugün yaşadığı nüfus, sistem, teknoloji, vb sorunlarla zayıflamasına rağmen devlet aklının doğru hamleleri ve asli unsurunun sebat göstermesi sayesinde küresel siyasette
olmamasına rağmen bölgesel siyasette büyük devlet muamelesi görmektedir.
Asli Unsurun Millileştirici Özelliği
Asli unsur siyasette/ makamda veya zenginlikten/ refahtan pay alma noktasında geride dursalar da asli unsurlar en basit halk tabakaları olarak merkezi bir yer tutarlar. Ülkenin zor zamanlarında savaş cephelerine bu topluluklar koşar. Kendilerini, evlatlarını bu mütevazı, basit insanlar feda ederler. Zira onlardaki millet, yurt ve devlet sadakati fıtraten vardır. Onlar bu saydıklarınızın doğal uzantılarıdırlar. Bu yüzdendir ki, İ. Ortaylı Hoca bu tabakaların benlik kazandırıldı, birleştirici özelliklerine vurgu yapar. İmparatorluğun farklı bölgelerinden devşirilen sıradışı zeki ve yetenekli gençlerin ilk önce İstanbul çevresindeki halkın en alt kesimine mensup köylere gönderilerek bir milli kültür ve terbiye kazandıklarını, bilahare kapasitelerine uygun merkezlerde eğitime tabi tutulduklarını anlatır. Gerçekten de milli ruh ve terbiye kitabi olarak değil; bizatihi asli unsur dediğimiz basit avamın içinde yaşayarak kazanılır. Bu hususu devleti aliyyenin ortak aklı da idrak etmiş olmalı ki, askeri ve sivil devlet idaresinin yöneticilerini oluşturacak bu devasa projenin modalitesini bu şekilde belirlemiştir. Bu dönemine göre ileri düzeyde bir rasyonel yaklaşımdır.
Vakıa Arabistan Yarımadasında da çocukların Arapçayı basit, aslına uygun öğrenmeleri için küçük yaşta badiyeye (çölde konar göçer yaşayan Araplara) gönderilmesi bir
gelenekti. Muhtemelen çocuk çölün basit insanlarından dili en basit ve aslına uygun haliyle öğrendiği gibi badiyede basit bir Arap yaşantısını ve kültürünü de öğreniyordu. Ayrıca çölün zor şartlarına da intibak sağlıyordu.
Bu gelenekten olsa gerek, çağdaş Arap soylularının ve devlet adamlarının da bizzat kendilerinin yakın belli dönemlerinde çölde çadır kurup badiye atmosferini yaşadıklarını ve buna büyük önem verdiklerini biliyoruz. Bunun anlamını da en iyi anlatacak olay Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz’in üçüncü oğlu Kral Faysal B. Abdülaziz Al-i Suud’un (02 Kasım 1964- 25 Mart 1975 arası Krallık yaptı) Henry Kissinger’ı çölde (badiyede) çadırda kabul etmesidir. Filistin Davasına ilgisi ile bilinen Kral Faysal 1973’te Batıya karşı petrol vanalarını kapattırır. Arap dünyasında İsrail’e karşı net bir tavır alan lidelerdendir.
Zaten kendisi “Ben yaşlı bir adamım, tek dileğim ölmeden önce Mescidi Aksa’da iki rekat namaz kılmaktır” sözü ile de bilinmektedir. Henry Kissinger Kral Faysal’ın petrol ambargosu kararını değiştirmek üzere Suudi Arabistan'a gelir.
Kral Faysal Kissinger’ı sarayda değil, badiyede (çölde) kurdurduğu çadırında kabul eder. Sofrasında ise sadece hurma ve deve döngüsü vardır. Bu karşılamadan haliyle Kissinger hiç memnun olmaz, rahatsız olur. Görüşmenin sonunda “Eğer ambargoyu kaldırmaz iseniz petrol kuyularınızı bombalarız” tehditlerini savurur. Faysal badiye üslubuna uygun bir şekilde asaletle şöyle der: “Elbette bombalayabilirsin. Ama biz ve atalarımız hurma ve deve döngüsüyle yaşadık, yine yaşarız. Ama siz petrolsüz yaşayamazsınız!”.
Ne yazık ki bu Asaletli Kral yeğeni Faysal B. Müsaid el- Suud tarafından öldürülmüştür. Şehit edildiğinde tarih 25 Mart 1975’i gösteriyordu. Kralın kaybı erken bir kayıptır şüphesiz. Ondan sonra da çadırını badiyede kuran, Amerikalılara meydan okuyan çok görülmemiştir. Görülmemiştir zira Faysal Suud ailesi içinde istisnai bir karakterdir. Yaşantısı ve karakteri milletinin asli unsurunun yaşantısına ve karakterine uygundur. Sade bir Bedevi yaşam tarzını benimsemiştir. Cesareti ve zekasıyla temayüz etmiştir. Babası bir keresinde yanında yerine kimin getirileceği tartışılırken “Keşke üç Faysalım olsaydı!” demiştir. İşte milletin asli unsuru arasında ve asli unsurunun alışkanlıklarıyla yaşamanın gerekliliğine dair parlak bir örnek! Asli unsurun ana karakterin korunmasına ve ifa edeceği işllevine dair tekrar bir vurgu yapmak istiyorum. O da şudur, insanın değişebilir, gelişebilir olması iyi yönden olduğu kadar kötü yönden de bazı sonuçlar doğurabilir. Bu sonuçlardan en kötüsü bence isyan değil,yabancılaşmadır. Hele bu yabancılaşma lider kadro içerisinde çok ağır bedeller ödettirebilir. Bu açıdan, geleneksel siyasetnamelerde hükümdarlara, daha alttaki yöneticilere sık sık halk
içine girmeleri, halk ile diyalog kurmaları, sadece halkın şikayetlerini dinleme değil, aynı
zamanda halkın nasihatlerini de özümsemeleri gerektiğini öğütlemişlerdir.
Bu hal özellikle büyük varoluş savaşlarını........
