menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran Savaşı üzerine spekülatif sorular

19 0
17.08.2026

Bu köşeyi takip edenler savaş ve savaş süreçlerine dair çok sayıda yazı yazmış olduğumu hatırlayacaklardır. Bu yüzden aslında tekrara düşmemek için birçok yeni gelişmeyi münferit haliyle yazmaktan kaçınıyorum. Zira münferit gelişmeyi ana bağlamına oturtmak için yine eski bilgilerden oluşmuş bir malzemeyi kullanmak zorunda kalıyorum. Bu bir yandan yazıların muhtevası açısından iyi bir durum; zira her yeni gelişmeyi esasta önceden kullandığım ana malzemeden başka bir malzemeyle oluşturduğum bağlama oturtmak eski bilgilerin ve perspektiflerin tekrarı yanında bu bilgi ve perspektiflere güveni de zedeleyecektir tabiatıyla.

Bu açıdan, bağlamı oluştuğunda eski esaslı bilgileri ve isabetli öngörüleri hatta sorunlu tespitleri de zikrederek, yeni oluşan durumları ileriye doğru bir perspektif verecek şekilde yeniden değerlendirmekte yarar vardır. Özellikle İran'a yapılan İsrail ve ABD saldırılarının 1 (Bir) yılı geçmesi bir genel değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Kısa bir malumat da vermekte fayda vardır. İsrail’in İran’ın nükleer programını ve devlet zirvesini hedef alan 13- 16 Haziran 2025 saldırıları sonucu önemli ordu komutanları ve istihbarat/ milis liderleri öldürülmüşlerdir. Bunun ardından 28 Şubat 2026 tarihinde (Kükreyen Aslan Operasyonu) ABD. israil ortak operasyonu ile İran devletinin en üst düzeyi hedef alınmıştır. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı Tahran’daki konutuna düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetmiştir. Bu çerçevede üst düzey komuta kademesinden yaklaşık 40 üst düzey komutanın hayatını kaybettiği açıklanmıştır. Bu büyük saldırıların arasında başka küçük nokta hedeflerine saldırılar da düzenlenmiştir. Mesela askeri unsurların koordine edildiği Hatemül Enbiya karargahı komutanı Gulam Ali Reşid’in yerine atanan Ali Şadmani de bu operasyon ile öldürülmüştür. Bunun yanında birçok askeri, ekonomik, ulaşım, vb kritik tesislere de saldırılar yapılmış, hatta Devrim Muhafızlarının çocuklarının bulunduğu okulun bombalanmasında olduğu gibi çok sayıda masum sivil de katledilmiştir.

Elbette ki bu savaşı kronolojik bir silsile ile irtibatlandıracak olursak Hamas’ın İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği 7 Ekim 2023 tarihli Aksa Tufanı operasyonu ve takip eden Mossad ve İDF’in (İsrail Ordusu) Suriye ve Lübnan'daki İran ve milis güçlerine yönelik yok etme saldırıları ve operasyonlarını ve Gazze saldırılarını da zikretmemiz gerekecektir. Bu daha rasyonel bir perspektif sayılabilir. Zira o dönemde yazılarda savunduğum görüş şu idi;İsrail bu saldırılarını salt kendi iradesiyle yapmıyordu, ana muharrik güç Amerika idi. Savaşın finansmanı hatta büyük bir kısım mühimmatı da ABD tarafından karşılanıyordu. Bu tarihten itibaren başlayan konvansiyonel çatışmaların ve savaşların birbiriyle irtibatsız savaşlar olduğunu düşünmek artık mümkün değildir. İsrail’in İran’a ilk hava harekatından sonra “Bu saldırılar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, artık İran'a karşı uzun süre devam edecek bir saldırılar silsilesinin habercisidir” düşüncesine sahip olmuştum. Bugün ise artık daha berrak düşünüyorum.

Bu olaylar, savaşlar silsilesi en başından katı bir komplo teorisi ile değerlendirilmeyecek olsa bile yani eş zamanlı ölçülemeyen olaylar gerçekleşse bile belirli ve kapsamlı bir planlama ve stratejinin ürünüdürler. Bu izlekten devam ettiğimizde öngörülemeyen bazı olaylar dışında özellikle savaşın finansmanı, lojistiği, özellikle silah sistemleri ve mühimmat yeterliliği konularında AmerikanOrdusu gibi küresel savaş yapmış bir ordunun ihmalkâr davranabileceği düşünülemez. Elbette bazı silah platformları ve silah sistemleri yeterli derecede başarı sağlayamamış olabilirler, İran hava savunması özellikle coğrafyanın da yardımıyla tam olarak tespit edilememiş olabilir. İran toplumu Batının tahmin ettiğinden daha fazla direniş göstermiş olabilir. Ancak, şunu unutmamak gerekir ki, 2. Dünya Savaşında Amerika'nın savaşa girdiği tarih Almanya ve Japonya’nın askeri güçlerinin zirvede olduğu geç bir tarihtir. Kısa sürede ABD toplumu savaşa ikna edilmiş, savunma sanayii olağanüstü bir üretim sağlamış, savaşın finansmanı konusunda ciddi bir sıkıntıyla karşılaşılmamıştır. Bunun da üzerine ABD aynı başarıyı küresel kamuoyunu hazırlamakta ve küresel lojistik ve stratejik ağları sağlamakta göstermiştir.

Bu açıdan baktığımızda bugün Amerika İsrail İran Savaşının seyri ile ilgili ortaya atılan bazı iddiaların gerçeği tam kapsamadığını söyleyebiliriz. Bu bizi spekülatif sorulardan birincisine götürecektir. Amerikanın durumuna ilişkin olumsuz iddialar Amerikanın İran saldırılarında başarısız olduğu, İran’ın Rusya ve Çin destekli savunma sistemine karşı başarılı olamadığı, bir süper güç enstrümanı olan devasa uçak gemilerinin savaşta bir işe yaramadığı ve yaramayacağı, mühimmatının bittiği konularında yoğunlaşmaktadır. Ancak, özellikle son dönemde Amerika İsrail’i de İran operasyonundan ayırarak “saldırı- müzakere- saldırı- müzakere- saldırı” modalitesinde bir strateji izlemektedir. % 99 oranında da ilk saldıran Amerika olmaktadır. İran’ın saldırıları ise genelde Hürmüz boğazından geçen petrol tankerleri veya bölgedeki Amerika müttefiki Arap devletlerinin kritik tesisleri üzerine yapılmaktadır. Savaş ve politik analiz uzmanları Amerikanın belirlediği modalitenin İran’ı yormaya ve uyutmaya hizmet ettiğini düşünmektedirler. Dolayısıyla 2023’ten beri gördüklerimiz salt savaş değil karmaşık ve bir önceki yazıda geçtiği haliyle modüler savaş süreçleridir (bakınız; Modüler Küresel Savaş; M. Ali Bal).

Dikkat edilirse Amerika Suriye Krizinin çözümünden beri bölgede İran'a karşı etkili ve yerel bir ittifak sistemi, kendi kendine çalışacak bir savaş mekaniği, vb inşa etmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede bugün artık Suriye İran’ın arka bahçesi olmaktan çıkmıştır. Lübnan’daki İran ciddi bir güç kaybına maruz kalmıştır. Ayrıca ABD Çin'in bölgeye yumuşak güç enstrümanlarıyla ve barış yapıcı bir güç olarak girmesini engellemeye çalışmakta, Çin'in oyun planını bozmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, 10 Mart 2023 tarihinde Çinin inisiyatifiyle Pekin’de imzalanan Suudi Arabistan ile İran Arasında İlişkilerin Normalleştirilmesi anlaşması önemli bir örnektir. Bu anlaşma gereği taraflar (S. Arabistan ve İran) ilişkilerini normalleştirmeyi ve karşılıklı olarak 2 (İki) ay içinde karşılıklı olarak elçilikler, diplomatik misyonları açmayı, birbirlerinin egemenliklerine saygı göstermeyi ve içişlerine karışmayacaklarını teyit etmişlerdir.

Hatta İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir Abdullahiyan “bu anlaşmanın bölgenin ve İslam dünyasının çıkarları için büyük imkanlar sağlayacağını, İran'ın iyi komşuluk politikası gereği daha çok adım........

© Haber7