Bayramınız Kutlu Olsun!
Çok eski zamanlardan bu yana ve birçok kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de bayramlar sadece mutlulukların yoğunlaştığı günler olarak anlaşılmıştır. Halbuki bayramlar sadece sevinçlerin, mutlulukların değil bütün duyguların hatta büyük acıların da zirve noktada yaşandığı sıradışı zaman dilimleridir.
Diğer yönlerini göz ardı ettiğimizde bile sadece mutluluk ve sevinçlerin yoğunlaşmasının kabul edildiği hallerde bile bayramların tam idrak edilmesi için derinliğine bir hissiyat ve idrak elzemdir.
Toplumsal Kaynaşma Açısından Bayramlar
Özellikle dini bayramların sadece avam düzeyinde idrak edilmesinin ötesinde bütün mana ve ruhuyla, bireysel ve toplumsal düzeyde işlevleriyle, hatta hakikati ile yaşanması elzemdir.
Hepimize hitap ettiği şekilde bayramlar toplumsal bütünleşmenin sağlandığı istisnai zaman dilimleridir. Parçalanmış toplumsal kesimlerin kaynaşması, toplumundan ve birbirlerinden kopmuş bireylerin tekrar kaynaşması için ilahi kaynaklı ve beşeri hidayet ve nasip ile bezenmiş değerli vesilelerdir. Umumi vaazlarda ve klasik öğretide küsler barışır ve barıştırılır; haklar helal edilir denilir. Ancak, bunlar bireysel ve toplumsal açıdan zor ve başka birçok destek unsuru içeren karmaşık süreçlerdir. Bu süreçleri olumlu sonuçlandırmak için bireyler açısından özveri ve çaba, hakemler açısından hakkaniyet ve feragat ve hüsnü kabul, ve yeterince uygun uzunlukta zaman gerekir. Birçok olumlu tutumun yerleşmesinin sağlanmasında olduğu gibi sadece kuru öğütler, yönlendirmeler yeterli olmayacaktır.
Ayrıca, kalpten gelen samimi ve sonraki yaşamı, barışma süreci olumsuz sonuçlansa bile, barış olmuş gibi etkileyecek bir kararlılık, bireysel sorumluluk ister.
Bu kararlılık ve sorumluluğu besleyen duygusal kaynak pişmanlıktır, ilkesel kaynak ise akıldır. Ruhu besleyen asıl kaynak ise ilahi mesajlardır. Kaynak ilahi, süreçler ise beşeri çabalardan oluşmaktadır. Bütün bu vesileler, süreçler, çabalar, vs hepsi adeta bir barışma ekosistemi oluştururlar, bayramlarda yoğunlaşan bu ekosistem bireysel küskünlükleri izâle eder.
Toplumsal küskünlükler, kırgınlıklar, şu veya bu şekilde açılmış yaralar ise benzeri süreçlerle çözülürler. Her iki kaynaşmada hissi bir yön olduğu kadar elbette hukuki bir taraf da vardır. Yani adaletten sapmamak şartıyla zarar ve ziyan varsa, manevi olanları da dahil olmak üzere tazmin edilir. Burada tatmin edilen taraf oldukça mütevazi, tazmin eden taraf ise fazlasıyla cömert olur.
Başta da ifade ettiğim gibi bireyler arasında barışma ve toplumsal yapıda barış momentumu zirveye çıktığında bütün insani duygular ve sosyal değerler yoğunlaşırlar, bu yoğunlaşmahem bireyleri hem de toplumsal havayı değiştirir, dönüştürür, eğer maksat hasıl olursa işte o bayram neşesi, bayram coşkusu yaşanır. Sevinçlerin, mutlulukların bütün yoğunluğuyla yaşandığı bayram budur!
Bireysel Olgunlaşmanın Zirvesi Olarak Bayramlar
Dikkat edilirse iki bayramımız da gerçek ve sembolik (Alem) anlamda ciddi bir sürecin sonunda gelmektedir. Bunlardan sembolik olanı Kurban Bayramının çıkışı ve emredilmesi ile ilgilidir. Özellikle Haz. İbrahim (as) ve oğlu Haz. İsmail’in (as) yaşadıklarını bir lahza düşünmek bu sembolizmin ne derece güçlü olduğunu anlayacaktır. Dolayısıyla Kurban manasında mündemiç olan hakikat ibadetin derecesini göstermektedir. Ramazan Ayının ise hepimizin de bildiği gibi ayrıcalıklı bir irade savaşının zamanı olması itibariyle ayrıcalığı vardır. İslam’dan önceki dinlerde ve İslam’ın dışındaki kültürlerde de oruç pratiği bulunmaktadır. Özellikle dinimiz açıdan oruç özellikli bir ibadettir. Belirli bir süre içinde en basit yeme içme gibi alışkanlıklarımızdan başlayarak insani kusurlarımızın gereği neşet edebilecek kötülüklerin tamamından uzak durma gibi birçok yönden kapsamlı bir ibadettir. Oruç ibadetinin bize kazandırdıkları saymakla bitmez. Gözümüzün önünde ve elimizin altında olan yiyecekler ve içecekleri yiyememek, içememek ne büyük bir irade eğitimidir. Bu dönemde, maddi varlığımız erirken, ruh hayatımız zenginleşmekte,........
