menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Prof. Dr. Ferruh Müftüoğlu ile bir konuşma

26 0
04.10.2026

Ferruh Hoca ile İlim ve Sanat Dergisinde çalıştığım ilk yıllarda tanıştım ve bu tanışıklığımız giderek bir samimiyete ve nihayet çok sağlam bir dostluğa dönüştü.

Hoca, son derece mütevazı, beyefendi ve işinin ehli bir kişilikti.

Kendisini birçok defa hem çalıştığı İstanbul Teknik Üniversitesinde hem de Ataköy’deki evinde ziyaret ettim.

Bu röportajı evinde yaptım.

Konuşmayı yaptığım sırada dergiler henüz, Ankara’dan İstanbul’a taşınmamıştı.

Benim jenerikte adım yazılmamıştı ve konuşmayı derginin Kasım-Aralık sayısında, 1985 yılında yayımladık.

Başlığı da “Osmanlı Camii Mimarisindeki Çözülme Üzerine Ferruh Müftüoğlu ile Bir Konuşma” şeklinde belirlemiştik.

Bu sohbeti karşılıklı soru cevap şeklinde yaptık ve her ikimiz için

de gerçekten çok zevkli, dergi açısından da verimli bir konuşma oldu.

Konuşma bittikten sonra evin havadar ve genişçe balkonuna geçtik, kahve içtik ve ben müsaade istedim, ama hoca bana bir sürpriz yapacağını söyleyerek biraz daha tuttu.

Daha önceki sohbetlerimiz sırasında geçmişti, balık sevdiğimi söylemiştim, meğer fırında balık yaptırmış.

O gün bugün hocayı ve bu nezaketini hiç unutamadım.

Balık işin latifesi ama Ferruh Bey tam bir İstanbul Beyefendisiydi.

Hoca 1942 senesinde Akseki’de doğmuş.

İlk ve Ortaokulu Beyşehir’de, Liseyi, Konya’da bitirmiş.

1965’te İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olarak aynı fakültenin Su Yapıları Kürsüsü’ne asistan olur.

1970-73 yıllarında Londra Üniversitesi Chelsea College’de Sibernetik

Modeller alanında doktora yaptı ve 73 Haziranı’nda İTÜ’ye döndü.

1979 senesinde doçent, 1991 yılında da profesör olmuş.

Kendi üniversitesinde Su yapıları, Barajlar, Yeraltı-suları,

Sulama-kurutma, Akışkanlar Mekaniği, Hidrolik, Hidroloji, İstatistik, Hidrolojik Sistemlerin Analizi derslerini verdi. Yıldız, Sakarya ve Uludağ Üniversitelerinde de bu derslerin bazılarını okutur.

2000 yılında ağır bir açık kalp ameliyatı geçirerek emekliye ayrıldı.

Ferruh Hoca Ağustos 2007 yılında aramızdan ayrıldı, mekanı cennet, makamı âli olsun.

Bugün de hala güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan kırk yıl önceki o konuşma şöyle başlamış ve devam etmişti:

F. Karaçam: Hocam, Tanzimatla birlikte insanımız kimi kaygılarla,

kimi heyecan ve ümitlerle bir değişimin tanığı oluyordu.

Bu değişim giderek her alana hızla yayılırken ben sizden

özellikle cami mimarisindeki değişimin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum.

F. Müftüoğlu: Efendim, bilindiği gibi Tanzimat Fermanı Osmanlı Devlti’nin Batı karşısında içine düştüğü aczin Sultan namına kaleme alınmış itirafnamesidir. Batı’nın üstünlüğünün hissedilir hâle gelmesi tanzimattan bir hayli önce 18. asrın başlarında görülür.

Batı karşısında geri kalışımızın asli sebeplerinin tesbiti bunların izalesi yolunda faaliyet gösterilmesi gerekirken bu yapılamamış, giderek hasıl olan aşağılık duygusu her alanda taklitçiliği doğurmuştur.

Taklitçiliğin en bariz şekilde görüldüğü sahalardan biri de mimaridir.

Osmanlı mimarisinin safhalarına bakacak olursak İznik, Bursa, Edirne ve hatta İstanbul’un ilk yıllarını kapsayan bir erken devir, sonra klasik devir ve bunu takip eden bir taklit devri görürüz.

Taklit devrinin özelliklerini iyi görebilmek ve isabetli bir değerlendirmesini yapabilmek için klasik devre hızla bir göz atalım.

Bu devir Fatih tarafından yaptırılan ve günümüze iç avlusu ve kıble duvarı şimdiki Fatih Camii’nin unsurları olarak intikal etmiş bulunan Fatih Camii ve Külliyesi ile başlar.

Bu devrin günümüze kadar yaşayan ilk abidevi eseri Mimar Hayreddin tarafından yapılan Bayezit Camii’dir.

Klasik devir Sinan ile zirveye ulaşmış ve Sadefkâr Mehmet Ağa ve Mimar Davut Ağa ile devam etmiştir.

Sinan, pek çok sanat tarihçisine göre gelmiş geçmiş mimarların en büyüklerinden biri, bazılarına göre ise en büyüğüdür.

Onun gibi dâhi bir sanatkârdan sonra yenilik getirmek

fevkalade güç bir iş.

Yani Sinan, aşılması imkânsız demesek de fevkalade güç bir sanatkâr. Klasik devir mimarimizde Sinan’dan sonra büyük yenilikler olmamıştır. Mesela bir Sultan Ahmet Camii, mesela bir yeni cami yapılmış. Muhakkak kendilerine göre özellikleri var.

Bir Şehzade Camii’nin veya bir Süleymaniye’nin taklidi değil bu eserler.

Her ikisinin de planları Şehzade Camii’ninkine benzer.

Bir merkezî büyük kubbe ve bunun dört yanında dört yarım kubbe ile........

© Haber7