Trump’ın Oval Ofis’teki teolojik gösterisi
ABD Başkanı Donald Trump’ın soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle başlattığı İran’a yönelik karanlık savaşı tüm şiddetiyle devam ederken Beyaz Saray’da Perşembe günü yaşanan sahne, Amerikan siyasetinde din ve savaşın nasıl iç içe geçtiğini çarpıcı şekilde gösterdi.
Oval Ofis’teki çalışma masasında elleri bağlı, gözleri kapalı oturan Trump’ın etrafını saran “Hristiyan Siyonistler” olarak da anılan evangelik papazlar, onun ve ABD ordusunun İran’a karşı saldırılarında başarılı olması için dua etti.
Beyaz Saray İnanç Ofisi’nin başındaki Paula White-Cain tarafından organize edilen ayine Amerika’nın çeşitli eyaletlerinden İnanç ve Özgürlük (FFC) Başkanı Ralph Reed, Ulusal Hispanik Hristiyan Liderlik Konferansı Başkanı Samuel Rodriguez ve Dallas İlk Baptist Kilisesi başpapazı Robert Jeffress gibi evangelik dünyasının önde gelen isimleri katıldı.
Mesih Kardeşlik Kilisesi kurucusu Tom Mullins’in yönettiği dua esnasında Trump’a dokunularak sahnelenen bu ilginç ritüel, Amerikan siyasetinin son yıllardaki en çarpıcı dönüşümünün sembolü.
Bu görüntü, Amerika’da giderek güçlenen Hristiyan milliyetçiliğinin ve İran’a saldırıların arkasındaki teolojik motivasyonun Beyaz Saray’daki yansıması.
Kilise ile devlet arasında açık bir ayrım öngören ABD Anayasası’na rağmen sahnelenen bu dua görüntüsü Amerika’da seküler eksenli büyük tartışmalara neden oluyor.
Merkezinde Trump’ın olduğu bu teolojik gösteri, Amerika’da Hristiyan milliyetçiliğinin yükselişinin resmi bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Amerikan tarihinde başkanların dinî referanslar kullanması yeni değil. Ancak Trump döneminde ortaya çıkan yalnızca bir inanç değil; siyasi mobilizasyon aracı ve bir medeniyet savaşı anlatısı.
Oval Ofis’teki dua görüntüsü Amerika’da din ile siyasetin sınırlarının ne kadar bulanıklaştığını gösteriyor.
Trump Pragmatizminin İmanla İmtihanı
Hayatını çıkar ve güç üzerine kurmuş pragmatik bir lider olan Trump’ın dini geçmişi her zaman tartışmalı oldu.
Gençlik yıllarında New York’ta Presbiteryen kiliseye giden bir ailede büyüdü. Babası Fred Trump, Manhattan’daki ünlü papaz Norman Vincent Peale’in vaazlarını takip ediyordu.
Peale’in kitabı “Pozitif Düşünmenin Gücü”, Trump ailesi üzerinde büyük etki bıraktı. Trump’ın akıl hocalarından Peale’in mesajı basitti: “Başarı Tanrı’nın lütfudur ve güçlü olan kazanır.” Bu düşünce, Trump’ın iş dünyasındaki ve siyasetindeki çıkarcı yaklaşımına çok uygun bir teoloji sundu.
Günah, tevbe ve imandan çok güç, başarı ve zafer vurgusu vardı. Ancak çalkantılı özel hayatı ve gece yaşamına düşkünlüğüyle bilinen Trump, New York 5. Cadde’de bulunan Marble Vincent Peale Kilisesi’ne bağlı olsa da uzun yıllar boyunca dindar bir siyasetçi görüntüsü vermedi.
Aileden miras aldığı Presbiteryen inancını yıllarca sürdüren Trump, 2020 yılında kendisini mezhepsiz bir Hristiyan olarak gördüğünü açıkladı.
Trump İçin “Melek Orduları” Çağıran Televanjelist
Oval Ofis’te bu ilginç ayinin mimarı ise Trump ile evangelik hareket arasındaki en kritik figürlerden biri olan televizyon vaizesi (televangelist) Paula White-Cain.
Trump, Florida’daki Mar-a-Lago kulübünde verdiği konuşmaları izledikten sonra etkilenerek tanıştığı Cain’i en yakın dini danışmanı yaptı.
İnanç çevrelerinde “Hristiyan milliyetçisi” bir güç simsarı olarak tanımlanan Cain, kamu politikalarını dinî ajandalarla şekillendirerek evangelik ağları ve seçmenleri Trump etrafında konsolide ediyor. Yani Amerika seçmenlerinin dörtte birini oluşturan milyonlarca evangelik oyu “ilahi bir görev” bilinciyle sandığa taşıyan lojistik hattı oluşturuyor.
Trump’ın muhaliflerine yönelik “tüm şeytani rahimlerin düşük yapması” için beddua eden Cain, bu ilginç ritüeliyle teolojik skandala yol açtı.
Trump’ın 2020 seçimlerini kazanması için “Afrika ve Güney Amerika’dan melek ordularını” çağırdığını söyleyen........
