menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Soykırım ruhu yaşıyor!

2 0
yesterday

Primo Levi’nin insanlığın kulağına bıraktığı ağır bir uyarı vardır: “Bir kez olduysa yeniden olabilir.”

Saraybosna sokaklarında yürürken kimi zaman ayağınızın altında kırmızı reçineyle doldurulmuş bir havan izi görürsünüz. Onlara “Saraybosna gülleri” deniliyor. Uzaktan bakınca bir çiçeği andırırlar. Yaklaştığınızda ise o çiçeğin, bir zamanlar insanların üzerine düşen bombanın açtığı çukur olduğunu anlarsınız.

Bu şehirde taşların, duvarların bile hafızası var!

Bu hafta çok sayıda rektör hocamız ve birbirinden değerli akademisyenlerimizle birlikte, II. Uluslararası Anadolu Akademik Çalışmalar Sempozyumu’na bilimsel katkı sunmak üzere gönül coğrafyamız Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’dayım. Bu güzide sempozyumu düzenleyen Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibine ve merkezin kıymetli başkanı Dr. Abdullah Akmaz hocamıza misafirperverlikleri için gönülden teşekkür ediyorum.

Bosna’ya her gelişimde 1990’lı yılların savaş görüntüleri yeniden zihnime üşüşür. Bu defa da öyle oldu. Daha önce ziyaret ettiğim Aliya İzetbegoviç’in kabrine evlatlarımla gittim. Ardından, kuşatma altındaki Saraybosna’nın dünyaya açılan nefes borusu olan Umut Tüneli’ni gezdik. Onlara duvarları, fotoğrafları, insanların o dar geçitten yalnızca silah ve yiyecek değil, yaşama iradesi taşıdığını anlattım. Hem de Aliya’nın generali Harun Komutan ile…

Çocukları buraya getirmek önemliydi. Çünkü hafıza ailede başlar. Bir millet çocuklarına neyi anlattığı kadar, neyi anlatmaktan kaçındığıyla da şekillenir.

Tam bu sırada Lahey’den hayırlı bir haber geldi.

Ratko Mladić ölmüştü.

Gazete dili “öldü” diye yazacaktır. Ben bu yazıda kelimeyi bir kere çıplak hâliyle kullanacağım: Bosna’da binlerce silahsız insanı katleden, çocukların üzerine top mermisi yağdıran ve savaş meydanından çok savunmasız siviller karşısında “kahramanlaşan” soykırım hükümlüsü Ratko Mladić geberdi.

Üstelik onun öldüğü gün Bosna’da, çocuklarımla Aliya’nın kabrini ve Umut Tüneli’ni ziyaret ediyor olmamı nasip eden Rabbime şükrettim.

Bir insanın ölümüne sevinmek; üzerinde elbette düşündürür. Fakat burada sıradan bir ölümden söz etmiyoruz. Ölüm haberi gelen kişi, hakkında dedikodu üretilmiş tartışmalı bir asker değildir. Suçları, binlerce belge ve tanık ifadesiyle uluslararası mahkemelerde yargılanmış; soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından kesinleşmiş müebbet hapis cezası almış bir faildir.

Yani aslında bugün Gazze ne ise o gün Bosna oydu!

Saraybosna 1.425 gün kuşatma altında kaldı. Avrupa’nın ortasında, 20. yüzyılın sonunda insanlar su kuyruğunda, ekmek almaya giderken veya çocuklarını okula götürmeye çalışırken keskin nişancıların hedefi oldu. Kuşatma boyunca 11 binden fazla insan, aralarında 1.601 çocuk da bulunmak üzere hayatını kaybetti. Şehrin çevresindeki tepeler askerî mevzi olmaktan çıkarılmış, sivil hayatı öğütmeye yarayan bir ölüm makinesine çevrilmişti. Üstelik adına savaş turizmi diyorlardı. Sırp askerlere para verip Keskin nişancı gibi sırf hamile kadın, çocuk, yaşlı öldürmek için gelenler vardı!

Mladić’in askerî doktrininde sivil ile cephe arasındaki sınır bilinçli biçimde silinmişti. Mahkeme, Saraybosna’ya yönelik saldırıların bir yan tesir olmadığını, sivil nüfus arasında korku yayma amacı taşıdığını saptadı. Pazar yerleri, tramvay durakları, hastaneler ve oyun oynayan çocuklar savaşın kazara vurduğu insanlar değildi. Terörün doğrudan hedefiydiler.

Ardından Srebrenica geldi.

Birleşmiş Milletler tarafından sözde! “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenica, Temmuz 1995’te Mladić’in kuvvetlerinin eline geçti. Sekiz binden fazla Boşnak erkek ve çocuk günler içinde sistematik biçimde öldürüldü. Cesetler toplu mezarlara gömüldü; delilleri ortadan kaldırmak için daha sonra iş makineleriyle çıkarılarak ikincil ve üçüncül mezarlara taşındı.

Bugüne kadar Srebrenica çevresinde 94 toplu mezar sahası açıldı ve yaklaşık 6.900 kurbanın kimliği kesin olarak belirlendi. Bazı aileler, aynı insana ait kemikleri birbirinden kilometrelerce uzaktaki farklı mezarlardan toplamak zorunda kaldı. Hâlâ bulunamayanlar var. Srebrenica Anıt Merkezi’nin kayıtları, soykırımın yalnız öldürme safhasını değil, suçu gizlemeye yönelik endüstriyel organizasyonu da gösteriyor.

Ratko Mladić’in karakter(sizliği) üzerine, onu savaş meydanında tanımış bir komutanın sözleri ayrıca kayda değer.

Eylül 1991’de Şibenik yakınlarında Mladić’in komuta ettiği kuvvetleri durduran Hırvatistan generali Rahim Ademi, ölüm haberinin ardından onun gerçek bir asker olmadığını; cesaretini yalnızca silahsız siviller........

© Haber7