menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanal âlemde gözün iffeti ve bakışın ahlâkı

15 0
17.08.2026

Dijitalleşme hayatımıza yeni imkânlar kazandırırken bakışımızı, merakımızı, mahremiyet anlayışımızı, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkiyi ve dikkatimizi de yeniden şekillendiriyor. Mesele artık teknolojiyi nasıl kullandığımızla sınırlı kalmıyor; teknolojinin bizi nasıl bir hâle dönüştürdüğü sorusu giderek daha önemli hâle geliyor.

Bu yazı dizimizin fikrî zemininde, Prof. Dr. Mehmet Görmez Hoca’mızın Dijital Çağda Hayâ Ahlakı adlı eseri ile “Görsel İdrakin Egemenliği ve Ahlâk” başlıklı konuşmalarında üzerinde durduğu kavramsal çerçevenin önemli bir yeri var. Görmez Hoca, Faslı filozof Taha Abdurrahman’ın kavram dünyasından hareketle teferrüç, tecessüs ve tekeşşüfü görsel idrakin egemen olduğu modern çağın üç önemli zihin ve ahlâk hastalığı olarak ele alıyor.

Teferrüç, bakma, seyretme ve izleme arzusunun ölçüsünü kaybetmesi; görünenin peşinde dolaşırken hakikatin derinliğinden uzaklaşma hâlidir.

Tecessüs, başkasının mahremine yönelen merakın sınırlarını aşması; gizli kalması gereken hâlleri araştırma ve özel alana nüfuz etme tutkusudur.

Tekeşşüf ise bakmanın ters yönüdür: görülme, seyredilme, kendini sürekli takdim etme ve hayatı başkalarının bakışına açma arzusu.

Bu üç kavram, dijital çağın güçlü biçimde büyüttüğü üç ayrı yönelişi gösteriyor: seyretmek, gözetlemek ve seyredilmek.

Görmez Hoca’nın dikkat çektiği bu kavramsal çerçeve bize başka iki savrulmayı daha düşündürüyor. Bunlardan ilki tefahür. Tekeşşüf “Beni görün” derken tefahür bir adım daha ileri giderek “Bende olana bakın” der. Sahip olunan nimet, imkân, başarı, makam veya hayat tarzı zaman zaman şükrün konusu olmaktan çıkıp üstünlük ve gösteriş aracına dönüşür.

Diğer bir kavram ise teşettüt. Görüntüler, haberler, bildirimler, meraklar, kıyaslar ve sürekli değişen gündemler arasında dikkat parçalanır; göz bir yerde, zihin başka yerde, kalp başka bir meşguliyette kalır. Böylece dijital çağın görünürlük ve seyir kültürü, sonunda dikkatin ve iç merkezin dağılmasına kadar uzanır.

Her savrulmanın içinde bir dönüş imkânı da saklıdır. Bakış dağıldığında nazar ve ibret, merak sınırı aştığında hayâ ve mahremiyet, görünürlük arttığında setr ve iffet, sahip olduklarımız övünme vesilesine dönüştüğünde tevazu ve kanaat, dikkat parçalandığında ise sekînet ve vakar bize yeniden ölçüyü hatırlatır.

Nazar, gördüğümüz şeyin ardındaki manaya bakmayı; hayâ, merakın her kapıyı açmaya hakkı olmadığını; setr, her kıymetin görünür olmak zorunda bulunmadığını; tevazu ve kanaat, nimetin insanı büyütmek yerine şükre yöneltmesini; sekînet ve vakar ise dağılmış olanın yeniden kendi merkezinde toplanmasını öğretir.

Dijital çağ bize her şeyi daha fazla görme, bilme, gösterme ve takip etme imkânı verdi. Şimdi ihtiyacımız, bütün bu imkânlar içinde kendimizi kaybetmeden kalabilmenin ahlâkını inşa etmektir.

Beş ayrı mesele gibi görünen bu başlıkların hepsi aynı soruda birleşiyor:

Dijital dünyanın içinde dolaşırken merkezimizi nasıl koruyacağız?

Bu sorunun cevabını bazen gözümüzde, bazen merakımızda, bazen mahremiyetimizde, bazen sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkide, bazen de dağılan dikkatimizde arayacağız.

Çağın asıl meselesi, teknolojinin nereye gittiği kadar bizim onunla birlikte hangi istikamete yöneldiğimizdir.

BAKMAKTAN GÖRMEYE: TEFERRÜÇTEN NAZARA

Sanal Âlemde Gözün ve Bakışın Ahlâkı

Hiç bu kadar çok görüntüyle karşılaşmamıştık.

Bir ekran açılıyor; yüzler, evler, sofralar, şehirler, bedenler, haberler, felaketler, başarılar, eğlenceler peş peşe akıyor. Parmağımız küçük bir hareket yapıyor, önümüze yeni bir dünya geliyor. Sonra bir başkası. Ardından bir başkası...

Bakıyoruz. Geçiyoruz. Tekrar bakıyoruz.

Günün sonunda zihnimizden yüzlerce görüntü geçmiş oluyor.

Peki bütün bu bakışlar içinde gerçekten neyi gördük?

Çok bakmak, görmeyi artırıyor mu?

Dijital çağın gözle ilgili en önemli sınavlarından biri bu soruda saklıdır.

Yazı dizimizin ilk kavramı teferrüç tam da burada karşımıza çıkıyor.

TEFERRÜÇ: BAKIŞIN SEYİRCİLİĞE DÖNÜŞMESİ

Teferrüç, bakmak, seyretmek ve temaşa etmek anlam alanına sahip bir kelimedir. Dijital çağın şartları içinde ise bakışın sürekli görüntü arayan, gördüğünü hızla tüketen ve hemen ardından yenisine geçen bir seyirciliğe dönüşmesini anlatan güçlü bir kavramdır.

Burada mesele gözün görmesiyle sınırlı kalmaz.

Teferrüç, bakışın ne aradığını ve gördüğü şeyle nasıl bir ilişki kurduğunu sorgulatır.

Bir çiçeğe bakarız. Bir yüze, bir sofraya, bir felakete, bir başarıya bakarız. Aynı göz, bütün bunlarla çok farklı ilişkiler kurar.

İbret alır. Şükreder. Merhamet duyar. İmrenir. Arzular. Kıskanır. Haz arar. Ölçüsünü kaybeder.

Demek ki göz, önüne gelen görüntüyü kaydeden tarafsız bir pencere gibi çalışmaz. Bakışımız niyetimizle, arzumuzla ve ahlâkımızla birlikte hareket eder.

Teferrüçte görüntünün ardındaki mana giderek geri çekilir. Görüntünün kendisi öne çıkar. Bakış seyir ister, seyir ise yenisini.

Bir müddet sonra göz bakmak için sebep........

© Haber7