menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ne havaya ne suya ne toprağa… Gönle düşen cemreler

13 0
24.02.2026

Her bahar, İlâhî kudretin yeryüzünü yeniden dirilttiğinin sessiz bir ilanıdır. Soğuk yavaş yavaş çekilir, gökyüzü yumuşar, toprak derin bir uykudan uyanır. Bahar bir anda gelmez; rahmet adım adım yaklaşır, hayatın damarlarına usulca yayılır. Önce hava değişir, ardından su çözülür, en sonunda toprak ısınır ve sakladığı güzellikleri ortaya çıkarır.

İşte cemreler bu dirilişin habercisidir: üç kez düşer; havaya, suya ve toprağa… Cemre ateştir; fakat yakmak için değil, diriltmek için gelir. Bunaltan bir sıcaklık değil, hayatı uyandıran bir ılıklıktır. Böylece her varlık, Âlemlerin Rabbi’nin kendisine verdiği vazifeyi yerine getirmeye memurdur.

Kâinat, bakmasını bilenler için baştan sona ayetlerle doludur:

“Yakında biz onlara hem dış dünyada hem de kendi iç âlemlerinde ayetlerimizi göstereceğiz; ta ki Kur’an’ın gerçeğin ta kendisi olduğu onlar için de gün gibi ortaya çıksın.” (Fussilet, 53)

Cemre de işte bu işaretlerden biridir. Dış dünyada toprağı, iç dünyada ise kalbi uyandıran sessiz bir haberci…

İnsanın da bir iç âlemi vardır; orada da yaz kavurur, kış dondurur, bahar diriltir…

Bazen sert rüzgârların savurduğu bir kış hüküm sürer; umut donar, sevinç kabuğuna çekilir, kalp susar. Bazen sonbahar gibi bir hüzün iner; hayaller yaprak yaprak dökülür. Kimi zaman da yazın rehaveti sarar ruhu; her şey yerli yerinde görünür ama derinlerde tarif edilemeyen bir susuzluk büyür ve nihayet bahar gelir: Uzun bir bekleyişten sonra iç dünyada sessizce açan ve yeniden filizlenen umutlarla…

Gönül üşüdüğünde en sıcak günler bile insanı ısıtmaz; gönül ısındığında ise en sert kışlar dahi yakıcı olmaz.

İç âlemin kışı çoğu zaman gafletle, ümitsizlikle, yorgunlukla ve kalbi daraltan bir yalnızlıkla gelir. Kalp kabuk bağlar, duyarlılık körelir, ibadet ruhunu yitirip alışkanlığa dönüşür; insan yaşar, fakat içten içe eksilerek yaşar. Sonra bir an olur… İç dünyaya sessizce yaklaşan bereketli bir mevsim belirir. Gönül toprağının derinliklerinde saklı kalan hayat yavaş yavaş kıpırdanmaya başlar. Bu belirsiz uyanış, çoğu zaman fark edilmeden kalbe düşen ilahî bir davetin habercisidir.

Üç aylar, ruhumuzun bahar takvimidir ve kalbin kış uykusundan uyanış yolculuğu… Her diriliş gibi bu yolculuk da görünmeyen bir dokunuşla başlar; gönül ufkunda beliren ilk uyanışla, ilk cemreyle…

İLK CEMRE: HAVAYA Receb-i Şerif: Hürmet ve Hazırlık Ayı

Cemre önce havaya düşer. Görünmez ama hissedilir. Ayaz sürer; fakat hükmü zayıflar. Ufukta bir değişim vardır.

Receb ayı böyledir. Henüz kışın ağırlığı üzerimizdedir, dünya telaşının soğuğu her yanımızı sarmıştır ve fakat ruhun göğünde ince bir esinti dolaşmaya başlar. Kalpte bir toparlanma arzusu uyanır. Dağılmış düşünceler yön bulur. Önemsiz görünen meşgaleler o ilk esintiyle anlamını yavaş yavaş kaybeder. Niyet saflaşır, istikamet netleşir.

Korkmak, saygı duymak, tazim göstermek anlamlarına gelen recb kökünden türeyen receb, hürmet ve yüceltme anlamını içinde taşır. Bu ay, haram aylar olarak bilinen ve savaşmanın yasak sayıldığı dört aydan biridir; hürmetin, sükûnun ve ilâhî sınırlara saygının öne çıktığı bir zaman dilimidir. Üç ayların ilk basamağı olan receb ayı, bu yönüyle kalbin yeniden edebe, saygıya ve kulluk bilincine çağrıldığı bir başlangıç kapısıdır. Adeta insanın dış gürültüden iç sükûna yöneldiği, kalbin katılaşmış yönlerini törpüleyip Rabbin huzuruna hazırlanma vaktidir.

İç dünyada uyanan bu saygı ve sükûnet, ruh iklimini değiştiren ilk esinti gibidir, görünmez ama her şeyi etkiler. Kalp, önce hürmetle yumuşar, sonra yönünü bulur. Tıpkı baharın toprağa ulaşmadan önce havada hissedilmesi gibi manevî diriliş de önce kalbin havasında başlar.

Hava nefes gibidir, görünmez ama hayat onsuz sürmez. Hava yön verir, rüzgârın istikameti değiştiğinde yolculuk da değişir.

İç dünyanın havası değişmeden insanın dünyası değişmez. Toprak ancak hava ısındığında uyanır, kalp de ancak ruh iklimi yumuşadığında dirilmeye başlar. Kışın en sert anında bile baharın ilk haberi toprağa değil havaya düşer.

Receb-i Şerif işte bu ilk uyanıştır.

Peygamber Efendimizin öğrettiği: “Allah’ım, receb ve şabanı bize mübarek kıl, bizi ramazana ulaştır.” duası, dirilişe yönelmenin ve hazırlığa razı oluşun ilanıdır; çünkü insan önce istikametini belirler, sonra yolunu…

Receb ayı, niyetin tohum gibi iç dünyada çatlamaya hazırlandığı, kalbin uzun bir dağınıklıktan sonra kendini toparlayıp kıbleye döndüğü vakittir. Ruh, sessiz fakat kararlı bir şekilde “Dönüş yoluna girdim.” der. Henüz büyük coşku ve görünür değişim yoktur ve fakat yön tayin edilmiştir. Yönünü Hakk’a ve hakikate çeviren kalp için diriliş fiilen başlamış demektir.

İlk cemre; bir çağrı gibidir; bir hatırlatma, bir dönüş daveti…

Kalp bu daveti duyduğunda uzun kışın aslında sona ermek üzere olduğunu anlar.

KABZ HÂLİNDEN BAST HÂLİNE: RUHUN BAHARA YÜRÜYÜŞÜ

Bazen insan, sebebini tam açıklayamadığı bir daralma yaşar. Gönül daralır, ibadetler ağırlaşır, zihin bulanır… Ehl-i irfanın “kabz” dediği bu hâl, ruhun adeta kış mevsimidir.

Ardından bir ferahlık doğar: Kalp genişler, umut belirir, ibadet kolaylaşır, insan içten içe aydınlanmış gibi hisseder. Bu da “bast” hâlidir. Manevî haller gibi kabz ve bast da gelip geçicidir ve lâkin her bast, gizli bir dirilişin işaretidir.

Receb-i Şerif’in gelişiyle hissedilen o ince değişim, çoğu zaman ruhun kabzdan basta geçişine benzer. Henüz her şey çözülmemiştir, buna rağmen iç dünyada bir genişleme başlamıştır. İnsan farkında olmadan nefes aldığını hisseder, kalp uzun bir sıkışmadan sonra yavaş yavaş açılır.

Bu açılış şaban ayında derinleşir, merhamet ve rikkat kalbin damarlarına yayılır; fakat gerçek genişlik Ramazan’da tamamlanır. Oruçla arınan nefis, Kur’an’la aydınlanan kalp ve namazla doyuma ulaşan ruh, nihayet inşiraha ulaşır; göğsün bütünüyle açıldığı, kalbin huzurla dolduğu, insanın kendisiyle ve Rabbiyle barıştığı bir ferahlık hâline… Artık daralma geride kalmış, ruh baharına kavuşmuştur.

İKİNCİ CEMRE: SUYA Şaban-ı Şerif: Temizlik ve Arınma Ayı

Dış dünyamızda ikinci cemre suya düşer ki su, arınmanın remzidir. Cemreyle buz çözülür, akış başlar. Sertleşen nehirler yumuşar ve hayat veren su, vakarla kendi yatağını bulur. Tabiatta şahit olduğumuz bu uyanış, aslında iç dünyamızdaki büyük dönüşümün habercisidir; zira şaban ayı, gönül nehrinin çözülüşüdür.

Receb-i Şerif’te değişen manevi hava, şaban ayı ile birlikte kalbin derinliklerine işlemiş, damarlardaki o kaskatı kesilmiş gafleti kırmıştır. Kelime kökü itibarıyla "dağılmak, kollara ayrılmak" anlamındaki şa‘b’dan türeyen şaban, kamerî yılın receb ayından sonra, ramazandan önce gelen o mübarek köprüsüdür. Bu isim, adeta kalpte biriken niyetlerin ve yönelişlerin bir pınar gibi kaynamasını, bendini aşan bir akışa kavuşmasını çağrıştırır. Nitekim bu ayda amellerin Allah’a arz edildiği bildirilmiş, Peygamber Efendimiz, ümmetine örneklik teşkil edecek şekilde bu ayı çoğunlukla oruçla ihya etmiştir. İnsanların çoğunun gafletle kıymetini fark edemediği bu zaman dilimi, aslında iç dünyada sessizce yapılan hazırlığın artık dışa vurduğu, görünür hâle geldiği bir makamdır.

Receb ayında uyanan o latif niyet, şaban ayında artık ayaklanıp yürümeye başlar. Burada sadece "hazırlanmalıyım." tesellisiyle yetinilmez; söz fiile, istek ise cehd ve gayrete inkılap eder. Beden suyla paklanırken kalp de kendi diriliş suyunu........

© Haber7