menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayalin edebiyatı kurduğu yer

29 0
13.04.2026

“Hayal” dediğimizde çoğu zaman akla, aslı olmayan şeylerin zihinde kurulması gelir. Oysa bu kelimenin taşıdığı anlam alanı, basit bir düş kurma eyleminin çok ötesindedir. Hayal; hatırlama, tasavvur etme, olmayanı var gibi kurma, görüleni dönüştürme ve nihayet görünmeyene suret kazandırma gücüdür. Bu yüzden hayal, yalnızca zihnin bir oyunu değil; ruhun kurucu bir faaliyetidir. Aynı zamanda insanın varlıkla kurduğu ilişkinin en ince ve en derin damarlarından biridir.

Bu noktada hayali, düşünmenin değil yaratmanın eşiği olarak görmek gerekir. İdrakin mertebeleri içinde hayal, ilk basamaktır; fakat bu “ilk” oluş, onun değersizliğini değil, bilakis bütün diğer mertebelerin zemini oluşunu gösterir. Akıl, tasavvur, fikir, sezgi, zekâ, zan… bütün bu mertebeler, hayalin açtığı imkân alanı içinde işler. Bu sebepledir ki hayal, mecazen “tarla” olarak isimlendirilmiş; İbn Arabî tarafından ise “sahili bulunmayan bir umman” olarak tavsif edilmiştir. Edebiyat, işte bu ummanın kıyısında başlar.

Çünkü edebiyat, düşüncenin değil; hayalin işlenmiş, biçim kazanmış hâlidir. Bir metni edebî kılan şey, yalnızca bir anlam taşıması değil; o anlamı bir varlık hâline getirebilmesidir. Hayal, burada belirleyici rol oynar: Söz, hayal sayesinde soyut olmaktan çıkar, tecrübe edilebilir bir âleme dönüşür. Böylece dil, yalnızca bir ifade aracı değil; bir inşa ve ihya vasıtası hâline gelir.

Âmâk-ı Hayâl adlı romanın sahibi Filibeli Ahmed Hilmi’nin Ruh Hallerinin İlmi’nde (İlm-i Ahvâli’r-Ruh – psikoloji; Hz.: Hicret Osta, Büyüyenay, İstanbul 2019) hayale dair........

© Haber Vakti