İtiraz ediyoruz, ama bir yere gitmiyoruz!
(Omurgalı Duruşun Hikâyesi)
Zor zamanlardan, çetin imtihanlardan geçiyoruz. Yaşadıklarımız sadece ekonomik bir darboğaz ya da siyasi bir dalgalanma meselesi değildir. Biz bugün asıl karakter sınavındayız, duruşun ve sadakatin tartıldığı büyük bir imtihandayız.
İnsanların neye ve kime gerçekten bağlı kaldığı, bugün bir turnusol kâğıdı gibi gün yüzüne çıkıyor. Kimin rüzgârın önünde savrulan bir yaprak, kimin ise asırlık bir çınar gibi köklerine tutunduğu, işte bu fırtınalı günlerde belli oluyor.
Sahada ve dost meclislerinde öyle hatıralar dinliyorum ki, yaşananların şahısları çoktan aşarak ibret dolu toplumsal bir hakikate dönüştüğünü görüyoruz. Yıllarını bir davaya adamış insanların, küçücük bir kırgınlık ya da "beklentim karşılanmadı" sitemiyle koca bir ömrün birikimini bir kenara itiverdiğine şahit oluyoruz. Dün "hak" dediklerine bugün sırt dönenler, mazeretlerini o bildik, nefse hoş gelen cümlelerle süslüyorlar:“Beni dinlemediler, randevu vermediler, kıymetimi bilmediler…” Peki, bu yolun sonu nereye çıkıyor? Öfke ateşi sönüp hakikatle yüzleşilince aynı ağızlardan şu ağır itiraf dökülmeye başlıyor: "Gelen, gideni aratırmış."
Bakınız, her kelimesi kulaklara küpe olacak bir ibret vesikasını paylaşayım. Bir kardeşimiz, kapıldığı bir anlık öfkeyle siyasi tercihini değiştiriyor. Desteklediği yeni isim seçimi kazanınca, evladının düğün davetiyesini takdim etmek ve eski bir hukuku tazelemek amacıyla Belediyenin yolunu tutuyor. Ne acıdır ki, daha kapıdan içeri adımını dahi atamıyor. Dün omuz omuza durduğu insanların yerini soğuk güvenlik barikatları, "prosedür" diyen asık suratlar ve aşılması imkânsız özel kalem duvarları almış. O ruhsuz duvarların karşısında çaresizce kaldığında içinden kopan o sessiz feryat, aslında bir devrin özetidir: “Biz öncekilere kızıyorduk ama meğer orada baş tacıymışız. Elimizle getirdiklerimiz bugün bizi kapıdan içeri dahi sokmuyor. Meğer kendi evimizin kapısını kendi........
