menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sonrası meselesi

13 0
27.12.2025

Siyasal rejimlerin gerçek sınavı, güçlü liderlik dönemleri değil; liderlik sonrası geçiş evreleridir. Türkiye bugün, bu bağlamda henüz yüksek sesle tartışılmayan fakat zımnen hissedilen bir sorunun eşiğindedir: Erdoğan sonrası siyasal düzen nasıl işleyecektir?

Bu soru, birey merkezli bir iktidar arayışını değil; devlet aklının kurumsal sürekliliğini ilgilendiren yapısal bir meseleyi işaret eder. Siyasal literatürde bu durum, “lider-dominant sistemlerin kırılganlığı” olarak tanımlanır. Sorun, liderin varlığı değil; lider sonrası dönemin hangi mekanizmalarla yönetileceğidir.

Evet yukarıdada vurguladığım gibi Türkiye bugün yüksek sesle konuşulan bir sorunun etrafından dolaşıyor ama adını koymaktan kaçınıyor:

Erdoğan’dan sonra ne olacak?
Bu soru bir isim meselesi değildir. Bir koltuk arayışı hiç değildir. Bu soru, devlet aklının yeniden devreye girip girmeyeceği sorusudur. Çünkü tarih bize şunu açıkça göstermiştir: Türkiye’de iktidar boşlukları, çoğu zaman milletin değil, vesayet düzenlerinin iştahını kabartmıştır.

Milletvekillerinin açıkça satın alındığı, bir gecede hükümetlerin düştüğü, çantalarla siyaset dizayn edilen dönemleri… “Demokrasi” adı altında milli iradenin pazarlık konusu edildiği yılları… Ankara koridorlarında kimin kaç milletvekili devşirdiğinin konuşulduğu o kirli hafızayı…

Türkiye bu bedelleri ödedi.

Ve Erdoğan dönemi, sadece bir liderlik dönemi değil; o hafızaya karşı kurulmuş bir siyasal set oldu.

Asıl soru şudur: Bu set çözüldüğünde, devlet eski alışkanlıklara izin verir mi?
Bugün dünyada devletler, yalnızca sandıkla değil; sistemle kendilerini korur. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu risk, bir iktidar değişimi değil; sistemsizliktir. Parçalı Meclisler, kırılgan koalisyonlar, dış müdahaleye açık siyasi yapı…

Ve tam da bu nedenle, son dönemde kulislerde fısıldanan ihtimal hafife alınmamalıdır: Ya devlet, siyaseti yeniden dizayn edecek bir seçim sistemine yönelirse?

Dar bölge… İki turlu seçim… Tercihli milletvekilliği…

Bu sadece teknik bir reform değil; siyaseti satın alınabilir olmaktan çıkarma hamlesidir. Liderlerin değil, seçmenin güçlendirilmesi… Parti merkezlerinin değil, halkın belirleyici olması…

Devlet aklı tam da kriz anlarında böyle konuşur.

Bugün bazı çevrelerin “Erdoğan sonrası” için bu kadar iştahlı olmasının sebebi budur. Çünkü bilirler ki Erdoğan sonrası eski Türkiye geri dönerse; vekil transferleri de döner, siyasi pazarlıklar da döner, dış baskılar da…

Ama hesap etmedikleri bir şey var: Bu devlet, aynı hatayı iki kez yapmaz.

Devletin hafızası vardır. Ve o hafıza, 90’lı yılların nasıl bir çözülme yarattığını çok iyi bilir. O yüzden mesele, kimin Cumhurbaşkanı olacağı değil; hangi sistemin buna izin vereceğidir.

Bu noktada sorumluluk sadece devlete değil, millete de düşer. Siyaseti magazinleştiren, geleceği kişiler üzerinden okuyan toplumlar, oyunun figüranı olur. Oysa asıl soru şudur:

“Bu ülke bir daha pazarlık masalarında mı yönetilecek, yoksa sağlam bir sistemle mi?”

Bu sorunun cevabı, sandıktan çok önce verilmelidir.

YANİ :
Erdoğan’dan sonrası bir belirsizlik değil; bir imtihandır. Devlet için, siyaset için ve millet için…
Ve bu imtihanda asıl olan şudur: Kişiler geçer, sistem kalır. Ama yanlış sistem, doğru kişiyi bile harcar.

Türkiye artık bunu göze alamaz.


© Haber Vakti