menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tek yumurta ikizleri

16 0
19.09.2026

Hoca hocayı tekkede… Hacı hacıyı Mekke’de… Soykırımcı da soykırımcıyı dakkada bulurmuş! Yunanistan ile İsrail arasında su yüzüne çıkan ilişkiler yumağının üzerine ne söylenebilir ki? Her iki yapının; soykırım icra etme, yavuz hırsız olup ev sahibini bastırma ve gedikli mağdur taklidi yapma noktasında tek yumurta ikizi olduklarını ifade etmek hayli açıklayıcı olur kanaatindeyim…

Gözümüzün önünde Filistin ve özellikle son birkaç yılda Gazze’de olanları içimiz acıyarak seyrediyoruz. Bu şenaatin müsebbibi İsrail’i biliyoruz. Akdeniz havzasında girift ilişkilere girdiği Yunanistan’ın safahatını unutmuşuz zannına kapılmadan edemiyorum. Gelin bilimsel veriler ışığında hatırlayalım! Hatırlayalım ki taşlar yerine otursun…

Çünkü… Tarih, sadece mazide olup biten olaylar örgüsü değil; aksine bugün ağacını ayakta tutan, yarınları bağrında emziren tomurcukları geliştiren bir hafıza yurdudur. Eğer… Mazi, hâl ve istikbâl akışını doğru okumaz, birbiriyle alakasız gibi görünen faciaların arasındaki o görünmez lakin katran karası illiyeti fark etmezseniz, “jeo” ön takılı her kavram ağır bedeller ödetmek için sıraya girer. İşte bugün Adalar Denizi’nde, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs'ta karşı karşıya kaldığımız jeopolitik "Ali Cengiz oyunlarının" kökleri, bundan iki asır önce uluslararası aktörler(?) tarafından sürüme sokulan hayli kullanışlı bir ideolojik histeriye dayanıyor: Megali İdea ve buna bağlı etnik temizlik(!) cereyanı...

Batı dünyasının "medeniyetin beşiği" diyerek romantizm ambalajıyla pazarladığı, her türlü barbarlığına göz yumup "insanlık(?) söyleminin" dışına ittiği Müslüman-Türk coğrafyası, 1821’den 1974’e kadar uzanan sistematik bir imha planının hedefi oldu. Bu planın ilk ve en vahşi hamlesi 5 Ekim 1821’de Tripoliçe’de vuku buldu.

Âh Tripoliçe! Batı’nın "Kör", Doğu’nun "Sağır" Kaldığı İlk Müslüman Türk Soykırımı!

Mora İsyanı, öyle manipülatif tarih imalatçılarının anlattığı gibi bir "bağımsızlık(?) mücadelesi" değil, kuruyasıca kökleri dışarıda, kırılasıca kolları içeride olan tamamen organize bir Türk imha operasyonuydu(?) Dönemin Avrupa kamuoyunun ikiyüzlü "Hristiyan mağduriyeti" söylemiyle arkaladığı bu isyanda, Mora'nın merkezi Tripoliçe’de 10 binden (bazı kaynaklara göre 70.000) fazla sivil Türk, kadın çocuk ayırt edilmeksizin vahşice katledildi.

Ali Fuat Örenç’in 202. Yılında Mora'da Tripoliçe Katliamı isimli çalışmasında ve uluslararası literatürde açıkça belgelendiği üzere, Tripoliçe’de yaşananlar tam anlamıyla bir "kültürel ve fiziksel soykırım" niteliğindeydi. Şehir düştüğünde, dönemin görgü tanığı Avrupalı yazarlar bile (William St. Clair gibi) sokaklarda akan kanın ve vahşetin hunharlığını gizleyememişlerdir. İşin tuhafı bugün Yunanistan’ın ulusal marşı, Tripoliçe katliamına övgüler düzen ve Türk kanı akıtmayı yücelten bir metin...

Tripoliçe, Yunan aklına(?) şerli bir cüretin beslediği şu hadsizliği zerk etti: "Batı arkanda olduğu sürece, Türkleri tamamen yok edip topraklarına çökebilirsin ve dünya buna sessiz kalır."

Kudurgan ideoloji eliyle, I. Dünya Savaşı ve sonrasında, Adalar Denizi ve Batı Anadolu'da da Yunan mezalimi........

© Haber Vakti