menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deniz Göktaş! NATO! Palantir! Revolver! Baal! Sokullu!

3 0
yesterday

36. Nato zirvesi için nefesler tutulmuş, başta Trump olmak üzere dünya liderlerinin Türkiye'ye gelmesine saatler kalmıştı. Tüm Dünyanın gözü Ankara'daydı. Saatler 7 Temmuz'un gece yarısı sonrasını gösterirken Beştepe'nin toprak altı zemininde kalan odalarının tamamının ışıkları yanıyordu. Teheccüd vaktine az bir zaman kalmıştı. Zirvenin başlamasına da.. ... Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde var olan 1150 odanın dışında, sadece ehlinin bildiği, loş ışıkla aydınlatılmış (dışarıdaki hiçbir dalga boyunun içeri sızmasına ve dışarı çıkmasına izin vermeyen özel yalıtım panellerle muhkemleştirilmiş kör ve sağır) odada, 2 kişi bir araya gelmiş, masanın ortasındaki dijital dünya haritasının soğuk mavimsi ışığı yüzlerine vurmuş halde birazdan odaya gelecek olan 3. misafiri bekliyorlardı. Dışarıda, Ankara’nın bürokratik uğultusu akıp giderken, bu sağır ve kör odada, ülkenin önümüzdeki yüz yılını şekillendirecek tarihi önemde bir beyin fırtınası esecekti. Fırtına öncesi sessizlik birazdan kopacak borana gebeydi sanki. Beklenen şahıs gelmiş, zaten ayakta bekleyen Arif ve Alperen hazırola geçmişti. Her iki genç tam 33 yaşındaydılar. 2 yetim olarak biri Srebrenitza’da diğeri Herat’ta dünyaya gelmişler, Efendimizi (sav) emziren Halime annemizin soyundan gelen Hevazin'li Beni Sa'd kabilesi mensubu bir sütanneden emzirilmişlerdi. Bu gençler kendileri gibi çok özel yetiştirilmiş olan (Bedir Ashabı sayısınca tam 313) gençten sadece ikisiydi. Devletin ruhunu, egemenlik ve istiklal refleksini temsil eden (kozmik eğitimden geçmiş) bu iki genç, odaya giren Enver Beyle başbaşaydılar şimdi. Ankara’da başlayacak olan 36. NATO zirvesinin büyük gürültüsü altında perde arkasında süregelen en büyük kavga bu odaya taşınmak üzereydi. Mavi gözleriyle iki genci bir müddet derin derin süzen Enver Bey konuşmaya başladı: "Arif! Alperen! Tarihi bir karar anıyla karşı karşıyayız. Perde arkasında sadece bize değil, tüm ulus devletlere dayatılan 'birlikte çalışılabilirlik' maskesi altında sunulan PALANTİR artık masada! Nato'nun kağıt üzerindeki gündemi değil en gizli başlığı Palantir konusunda karar aşamasındayız. İmzayı atmamız noktasında baskılar arttı. Palantir üzerinden bize; ordumuz, ekonomimiz ve toplumumuz için mutlak bir öngörü ve bu öngörü ile başarı vadediyorlar. Bunu yaparken tüm milli verilere (aşama aşama) mutlak erişimi şart koşuyorlar. Bu küresel sisteme entegre olduğumuzda daha güçlü, daha zengin, her istediğine ulaşabilecek bir Türkiye vaadinde bulunuyorlar. Küresel gücün merkez üssü olacağımızı vaad ediyorlar! Alperen, sen PALANTİR sistemine entegrasyondan yanasın. Anlat bakalım, ne kazanacağız?'’ Alperen, gözlerinde geleceği yakalamak üzere olan bir adamın pırıltısıyla öne eğildi. Masadaki haritanın kontrol panelini kaydırarak askeri veri simülasyonlarını açtı ve: "Sayın Başkanım! Malumunuz dünya artık tankla, tüfekle değil, veriyle ve yüksek teknolojiyle yönetiliyor. Palantir bize sadece bir yazılım değil, adeta herşeyi görebilecek bir göz, bir 'radar' teklif ediyor. Şu an istihbaratımız sınırdaki bir tehdidi algılayıp analiz edene kadar saatler geçiyor. Palantir Gotham sistemini askeri ağımıza entegre edersek; uydulardan, sınırdaki İHA'larımızdan, telsiz kestirmelerinden gelen milyarlarca veri saniyeler içinde tek bir ekrana düşecek. Sınırımızda bir hareketlilik mi var? Palantir bunu anında görecek, lojistik mühimmat ihtiyacını hesaplayacak ve bize üç farklı harekat planı sunacak. Vurulacak noktaları 24 saat gökvatanda olan SİHA'larımıza iletip operasyonu bitirecek! Sadece askeri de değil efendim. Palantir Foundry sistemini ekonomik verilere, yüz tanıma sistemlerine, merkez bankası akışlarına, liman lojistiğine, tedarik zinciri ve lojistiğe, sağlık sistemi ve ilaç sektörüne, üretim ve ağır sanayiye açtığımızda; küresel bir krizin veya ham madde kıtlığının ülkemizi nasıl etkileyeceğini aylar öncesinden görececeğiz. Enflasyon spekülasyonlarını, kara para aklayan şebekeleri tüm ağlarıyla deşifre edebiliriz. Masaya koydukları kazanımlarda ise ikilem ve tehdit çok net: 'Ya bu akla dahil olur, küresel siber kalkanın içinde güvenle kalırsınız; ya da sistemin dışına itilerek teknolojik bir körlüğe mahkum olur, yarının dijital savaşında av haline gelirsiniz.' Biz bu trene binmezsek, yarın rakiplerimizin karşısında kör ve sağır kalırız. Egemenlik istiyorsak çağı yakalamamız gerekmektedir. Hiç kuşkusuz Palentir’e entegre olmanın olumsuz yanları vardır. Ancak biz, dün nasıl NATO’ya girmek zorunda kaldık ve tam 74 yıldır ülkemizi apaçık bir düşman saldırısına karşı koruduysak ve bu NATO kendine bağlı üniformalı hainlerle bu ülkede darbelere kalkıştıysa, Palantir üzerinden de aleyhimize bir çok hamlede bulunacaktır. Dün, BOP’a nasıl dahil olup içerden sarstıysak, bugün de bu sisteme dahil olup, entegrasyonu oluşturup tersine mühendislikle aleyhimize olan tüm süreçlere müdahale etme şansına sahip olabiliriz." Enver Bey: ‘’Peki bu mutlak bir olgu mu?’’ Alperen: ‘’Hayır Efendim! Daha önce yaptığımız gibi! Bu mümkün! Deneyeceğiz!’’ Enver Bey derin bir nefes aldı ve önündeki raporlara gözattıktan sonra bakışlarını Arif’e çevirerek: "Peki ya sen? Neden bu kadar direniyorsun Arif? Alperen’in sunduğu tablo bir devlet ve o devleti yönetenler için bir rüya. Teknolojik körlük tehdidini nasıl göze alacağız? Görmüyor musun adamlar İsrail’e ayar vermek için demir kubbelerini bile kör ediyorlar! İsrail üzerinden Palantir’e hayır diyenlere mesaj veriyorlar! O, iha’ları Aralık 2025’te Karadeniz üzerinden Ankara yakınlarına kadar nasıl getirdiler? Geçici körlüğü bize kim yaşattı? Palantir, biz o yüksek teknolojiye ulaşana kadar bize zaman kazandırmaz mı? Neden itiraz ediyorsun?’’ Arif, masadaki dijital dünya haritasına elini uzatarak ışığını hafifçe kıstı ve muhatabının mavi gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı: "Sayın Başkanım, Alperen’in sunduğu tablo bir rüya değil, kusursuz bir illüzyondur. Palantir, ismini J.R.R. Tolkien’in fantastik romanındaki ‘O sihirli, Herşeyi Uzaktan Gören Taş Küre'den' alır. Kitapta bu küre dünyayı ve dünyada olup bitenleri gösterirdi ama en güçlü taş küre Karanlık Lord Sauron’un elindeydi. Sauron o taşa bakanların zihnini manipüle edip kendine köle ederken, gerçeği değil, kendisinin göstermek istediklerini görürlerdi. Şimdi bu metaforu gerçeğe tahvil edelim. Palantir bize tüm dünyadaki verilere erişimle adeta (haşa) 'tanrı modunda' bir görüş/istihbarat/bilgi vadediyor, doğru. Ancak hayati soru şu: O kristal kürenin diğer ucunda kim oturuyor?" Arif masaya biraz daha yaklaşarak, sesini kararlı bir tona ayarladı ve devamla: "Palantir, kökleri Pentagon’a ve CIA’e uzanan bir Amerikan savunma aparatıdır. Biz tüm askeri koordinatlarımızı, terörle mücadele hafızamızı bu sisteme yüklediğimiz an, aslında kendi genelkurmay karargahımızı, Tarım ve Sağlık başta olmak üzere tüm mahremimizi Washington’daki bir sunucu odasına taşımış oluruz. Kapalı kaynak kodlu bir yazılımdan bahsediyoruz. İçinde hangi 'arka kapıların' (backdoor) olduğunu, sırlarımızın hangilerinin eş zamanlı olarak yabancı istihbarat servislerinin önüne düşmeyeceğini kim garanti edebilir? Kendi ellerimizle devletin mahremini, harim-i ismetini yabancı bir güce açamayız. Biz 'Sırrı namus' bilen bir devlet geleneğinden geliyoruz." Alperen araya girdi ve: "Sözleşmede verilerin yerel sunucularda (On-Premise) tutulacağı maddesi var, dışarı veri çıkışı teknik olarak kapatılacak." Arif: "Yapay zekâ algoritmalarının nasıl güncellendiğini benden iyi biliyorsun Alperen. Sistem her güncellendiğinde, algoritmik modeller her optimize edildiğinde, o sistem merkez sunucuyla bağlantı kurmak zorunda. Ayrıca mesele sadece verinin çalınması değil, daha tehlikelisi: ‘Algoritmik Manipülasyon.’ Yarın bir sınır ötesi operasyona kalkıştığımızda, Palantir AI' (YAPAY ZEKA)ın bizim önümüze koyacağı o 'üç harekat planının' aslında bizim çıkarımıza değil, şirketin arkasındaki küresel iradenin çıkarına göre manipüle edilmediğini nereden bileceğiz? Sistem bize 'Bu operasyon yüzde seksen başarısız olacak' dediğinde, ordunun karar mekanizmasını bir yazılımla felç ettirmiş olacaklar. Bu, orduyu ve devleti 'akli bir esarete' mahkum etmek olacaktır." Enver Beyin yüz hatları ciddileşti ve masaya hafifçe vurarak: ‘’Soyut teorileri anlatmayı bırakın. Somut kanıt göster Arif! Bu 'sihirli kristal küre' şu an dünyada nerede aktif? Gerçek bir savaşta can alıyor mu, yoksa sadece veri toplayarak istihbarat mı oluşturuyor?" Arif öne doğru eğildi ve NATO toplantısı öncesi (313 gençten biri olan) usta istihbaratçımız Hüd’ayi’nin elde ettiği dosyayı masanın tam ortasına bıraktı. Dosyanın üzerinde "Gazze & Ukrayna AI (YAPAY ZEKA) Sahası" yazıyordu. Arif ara vermeden devam etti: "Sayın Başkanım, Palantir şu an yürüyen en kanlı savaşların merkezinde. Gazze Katliamında doğrudan ve aktif olarak kullanılıyor. Ocak 2024’te şirketin CEO’su Alex Karp ve tüm yönetim kurulu, İsrail ordusuna destek vermek için Tel Aviv’de toplandı. Palantir’in AIP (Yapay Zekâ Platformu), Gazze üzerindeki İHA'lardan gelen anlık görüntüleri, dinlenen telefon sinyallerini ve sosyal medya hareketlerini tek bir potada eritiyor. Sonra sahada vurulacak 'hedefler' üretiyor. Buna 'AI Kill Chain' (Yapay Zekâ Ölüm Zinciri) diyorlar. Masum sivillerin, bebek ve çocukların, gazetecilerin hedef alınmasında bu yapay zeka algoritmalarının payı çok büyük. Nitekim CEO Alex Karp, Gazze'de Palantir teknolojisiyle sivillerin öldürüldüğü suçlamalarına, 'Öldürülenlerin çoğu terörist, bu doğru' diyerek sistemin sahadaki acımasız ve ölümcül varlığını alenen korkusuzca itiraf etti. Keza Ukrayna’yı da adeta bir 'AI savaş laboratuvarına' çevirdiler. Bu güç, kimin elindeyse onun ahlakıyla çalışır. Peki, yarın bu gücün bizim aleyhimize dönmeyeceğini kim garanti edebilir?" Enver Bey: "Peki, dünyada bu tehlikeyi görüp Palantir'e kapıyı kapatan, 'hayır' diyenler kimler? Herkes bu akla teslim mi oldu?" Arif devamla: "Var Başkanım. Avrupa'da çok ciddi bir 'veri egemenliği' (Data Sovereignty) uyanışı var. İsviçre Federal Ordusu, tam 7 yıl boyunca Palantir’in ısrarlı satış baskılarına maruz kaldı ve en az 9 farklı resmi teklifi reddetti. Hüd’ayi’nin ele geçirdiği gizli risk raporunda aynen şu yazıyor: 'Şirketin ABD merkezli olması ulusal egemenlik riskidir. ABD hukuku nedeniyle verilerimizin Amerikan istihbaratına sızması teknik olarak engellenemez. Kriz anında bağımsız hareket edemeyiz.' İsviçre şu an ABD bulut servislerini tamamen yasakladı.........

© Haber Vakti