menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HER YERİN YAŞANABİLİR OLMASI

11 0
23.07.2026

Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca büyük şehirlerinin ışıklarıyla ölçülmez. Asıl ölçü, en uzak kasabasında yaşayan insanın da kendisini değerli, güvende ve umutlu hissedip hissetmediğidir. Çünkü yaşanabilirlik yalnızca ekonomik büyüklük değildir; aynı zamanda insanın hayatını sürdürebildiği çevrenin kalitesi, erişebildiği hizmetler ve geleceğe dair taşıdığı güven duygusudur. Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de “her yerin yaşanabilir olması” meselesi artık sadece şehir planlamasının değil, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın merkezinde duran bir konu haline gelmiştir.

Uzun yıllar boyunca kalkınma denildiğinde akla büyük şehirler geldi. Sanayi yatırımları, üniversiteler, hastaneler, kültürel etkinlikler ve iş imkanları belli merkezlerde toplandı. Bunun sonucu olarak milyonlarca insan daha iyi yaşam umuduyla köylerden, ilçelerden ve küçük şehirlerden büyük metropollere göç etti. Ancak zaman içinde görüldü ki yalnızca birkaç şehrin büyümesi, ülkenin tamamının refahını garanti etmiyor. Aksine, aşırı yoğunlaşma yeni sorunları beraberinde getiriyor: trafik, yüksek kira fiyatları, çevre kirliliği, sosyal yalnızlık ve yaşam maliyetindeki dramatik artışlar…

Bugün İstanbul, Londra, Paris, New York veya Tokyo gibi dev şehirlerin ortak problemi artık büyümenin sınırlarına yaklaşmalarıdır. İnsanlar daha fazla kazansa bile daha pahalı yaşam koşulları nedeniyle kendilerini ekonomik baskı altında hissediyor. Bu nedenle dünyada yeni bir anlayış güç kazanıyor: İnsanların yalnızca belli merkezlerde değil, ülkenin her bölgesinde insanca yaşayabilmesi.

“Her yerin yaşanabilir olması” düşüncesi aslında sosyal adalet kavramıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir ülkede eğitim, sağlık, ulaşım ve istihdam imkanları sadece büyük şehirlerde yoğunlaşıyorsa, bu durum zamanla bölgesel eşitsizlikleri büyütür. Küçük şehirlerde yaşayan gençler kendilerini dışlanmış hisseder. Bu da göçü hızlandırır, üretim kapasitesini düşürür ve bazı bölgelerin ekonomik olarak zayıflamasına neden olur.

Oysa yaşanabilir bir ülke modeli, insanları doğdukları yerden kopmaya zorlamayan bir düzendir.........

© Haber Gündemim