menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçek kurtuluş insanın gerçek kimliğini özünü yeniden hatırlamasındadır

6 0
17.03.2026

Türkiye’mizde sorunlar atadan toruna, torundan da bir sonraki nesle devroluyor. Sorunlara karşı duranlar, umut taşıyan sözlerle başa geçtiklerinde, ne yazık ki sorunların doğurduğu acının büyüsüne kapılıyor. Servet transferlerinin süslü parıltısı, bu düzenin karanlık cazibesine dönüşüyor. Bu çarpık sistem, iyileri bile içine çekiyor. Dün atalarımızın yaşadığı sıkıntılar bugün bizim sırtımızda, yarın ise bizden devralacak torunlarımızın kaderinde taşınmaya devam ediyor. Zengin her devirde daha zengin, fakir her seferinde biraz daha fakirleşiyor. Toplum şikâyet ettikçe alışıyor, alıştıkça kanıksıyor, kanıksadıkça da unutup sebebi başka yerlerde arıyor.  

Yani aslında mesele sadece geçim değil, bir ruh ve fikir meselesidir. Ahlak ve maneviyat, artık yaşanan bir değer olmaktan çıkıp takı gibi bir süs haline gelmiştir. Maalesef yaşamak yerine taklit etmeyi, içselleştirmek yerine sergilemeyi seçtik. Oysa ahlak ve maneviyatını yitiren her toplum, yönünü kaybetmiş bir gemi gibidir; fırtına hafiflediğinde bile nereye gideceğini bilemez.  

Bugün çifte standart, siyaset dilinin parçası olmuş durumda. Güçlünün yanında yer almak beceri, mazlumun sesine kulak vermek ise saflık iş bilmezlik sayılıyor. Böyle bir düzende adalet, dayanağını vicdandan değil menfaatten alıyor. Oysa adalet terazisi eğildiğinde hiçbir düzen ayakta kalamaz. Bu gidiş, adı konmamış bir köleliktir. 

Gerçek kurtuluş ne yeni bir sistemde ne de taze bir yüzün gölgesinde. Gerçek kurtuluş, insanın gerçek kimliğini, özünü yeniden hatırlamasındadır. Öncelik ahlak ve maneviyat eğitimine verilmeden, hiçbir değişim kalıcı olamaz. Vicdanı diri, kalbi uyanık olan bireyler yetişmezse, önce ahlak ve maneviyat üzere yetişenler yönetime gelmezse, maalesef toplum hep aynı çıkmazda deveran edip durur.  

Adaletin tesis edildiği yerde zulüm olmaz. Zulmün olmadığı toplumda nimet ve külfet eşit paylaşılır. Nimetin eşit bölüşüldüğü yerde ise bereket artar, kardeşlik kök salar.  Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga, yeni bir kutuplaşma değil; kalplerin hep birlikte yeniden dirilişidir. O yüzden öncelikle muhalefeti ve iktidarıyla, ırkı mezhebi, fikri ne olursa olsun; herkesin kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Kalpleri temizlenmeyen, gönülleri birleşmeyen bir milletin kaderi yok oluştur.. Ahlak ve maneviyat yeniden dirildiğinde, insanın içi berraklaşır, toplumsal huzur kendiliğinden doğar. Çünkü asıl güç ne servette, ne makamda, ne sistemdedir; asıl güç, insanın içinde saklı olan iyiliktedir. Kalp düzelirse birey(insan) düzelir. İnsan düzelirse toplum düzelir, toplum düzelirse ülke ve dahi dünya huzur bulur.

Ne demiş atalarımız: insanı düzelt ki dünya düzelsin...


© Haber Expres Gazetesi