menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MÜSLÜMANLAR HRİSTİYANLARA DOĞRU KOŞUYOR, NEDEN ACABA?

16 0
yesterday

Bir yerde ciddi bir yanlışlık var!

Dünyaya şöyle bir baktığımızda insanın zihninde çok önemli bir soru beliriyor:

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu birçok ülkede neden yıllardır savaş, terör, iç çatışma, siyasi istikrarsızlık, ekonomik sıkıntı ve göç yaşanıyor?

Ve daha nice Müslüman coğrafya…

Sonra karşımıza çok acı bir tablo çıkıyor:

Müslümanlar, huzur ve güven bulabilmek için Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelere doğru koşuyor.

Denizlerde can veriyorlar.

Sınırlarda bekliyorlar.

Çocuklarını alıp ülkelerini terk ediyorlar.

Müslüman bir ülkede doğan insanlar neden başka ülkelerde hukuk, adalet, güvenlik ve gelecek aramak zorunda kalıyor?

Bu soruyu sormaktan korkmayalım.

Çünkü ortada ciddi bir problem var.

Ve bu problemi konuşurken kimseyi toptan suçlamaya gerek yok.

Asıl bakmamız gereken yer; devlet, toplum, eğitim, kültür, ekonomi ve dini yapıların nasıl işlediğidir.

DİNİ KULLANANLARA DİKKAT!

İnsanların inanması başka şeydir.

İbadet etmesi başka şeydir.

Dini öğrenmesi başka şeydir.

Fakat dini kendi çıkarı için kullanmak bambaşka bir şeydir.

Yıllarca bazı insanlar çıktı.

“Bilime fazla yaklaşma.”

“Sen sadece itaat et.”

diye diye insanımızın önüne duvarlar örmeye çalışan anlayışlar oldu.

Elbette bunu bütün din âlimlerine, bütün hocalara veya bütün cemaatlere mal edemeyiz.

Ama dini insanların zihnini kapatmak için kullanan anlayışlarla mücadele etmek zorundayız.

Çünkü din insanın aklını yok etmek için değil, insanı daha iyiye yöneltmek için vardır.

Sorgulamayı günah gibi gösteren…

Bilimi değersizleştiren…

İnsanın yeteneğini ve merakını bastıran…

Kendi sözünü mutlak doğru gibi kabul ettiren anlayışlar topluma zarar verir.

YILLARCA “YAPMA” DEDİLER, AMA ÜRETMEYİ ÖĞRETEMEDİLER

Yıllarca bazı çevrelerden insanımıza aynı sözleri duyduk:

Oysa dünyayı değiştiren milletler ne yaptı?

Tarım teknolojileri geliştirdi.

Bizim çocuklarımızın da bunları yapabilecek aklı, yeteneği ve kabiliyeti var.

Mesele çocuklarımızın önüne sürekli “yapma” duvarları koymak değil, onlara “öğren, araştır, üret, keşfet” diyebilmektir.

Din ile bilimi karşı karşıya getirmek yerine ikisini kendi alanlarında doğru konumlandırmalıyız.

İnanan insan da bilim insanı olabilir.

Dindar insan da mühendis olabilir.

Müslüman genç de dünyanın en iyi teknolojisini üretebilir.

PEYGAMBERİMİZİN MESAJINI SADECE SÖZDE DEĞİL, HAYATTA DA ANLAMALIYIZ

Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.

Kur’an-ı Kerim'in Enfal Suresi 60. ayetinde Müslümanlara, “gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın” buyuruluyor ve o dönemin şartları içerisinde atlar özellikle zikrediliyor.

Peygamber Efendimiz de Sahih Müslim'de kuvvet kavramını okçulukla ilişkilendirerek hazırlıklı olmayı ve beceriyi korumayı vurguluyor.

O günün şartlarında bu; at, ok, yay ve savaş araçlarını bilmek demekti.

Bugün ise bunun karşılığı sadece silah değildir.

ve en önemlisi iyi yetişmiş insan gücüdür.

Yani Peygamberimizin dönemindeki atın yerine bugün uçak koyacaksak, okun yerine yüksek teknoloji koyacağız.

O gün savaş meydanında güçlü ve hazırlıklı olmak önemliyse, bugün de bilimde, ekonomide, teknolojide ve savunmada güçlü ve hazırlıklı olmak zorundayız.

Üstelik aynı pasajın devamında, karşı taraf barışa yanaşırsa barışa yanaşılması da emrediliyor.

Demek ki mesele savaş istemek değil.

Mesele güçsüz ve hazırlıksız olmamaktır.

BİZ NEDEN KENDİ UÇAĞIMIZI, MOTORUMUZU, TEKNOLOJİMİZİ ÜRETMEYELİM?

Bugün Müslüman coğrafyanın en büyük sorunlarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Ama teknoloji konusunda dışarıya bağımlı ülkeler var.

Savunma konusunda dışarıya bağımlı ülkeler var.

Enerjide dışarıya bağımlı ülkeler var.

İlaçta dışarıya bağımlı ülkeler var.

Ve bazen kendi zenginliğini çıkaracak teknolojiyi bile başkasından satın almak zorunda kalan ülkeler var.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Peygamberimizin döneminde atını, yayını, okunu hazır tutan bir toplum anlayışından söz ediyoruz.

Bugün ise kendi teknolojimizi üretmek yerine başkasının ürettiğine muhtaç hâle geliyorsak, burada ciddi bir zihniyet problemi vardır.

ÇÜRÜK ELMA HER YERDEN ÇIKAR

Burada çok önemli bir ayrım yapmak zorundayız.

Her cemaat kötü değildir.

Her din âlimi kötü değildir.

Her ilahiyatçı kötü değildir.

Her dini topluluk devlet karşıtı değildir.

Türkiye'de devletine bağlı, vatanına bağlı, milletine bağlı, çocuklarına ve gençlerine güzel ahlak, eğitim, çalışkanlık ve sorumluluk aşılayan insanlar vardır.

Gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışan…

Onlara eğitim imkânı sağlamaya çalışan…

Vatanını ve milletini seven…

İnsanlara yardım eden…

Toplumun huzuruna katkı sağlayan…

Samimi din âlimlerimiz ve dini topluluklarımız da vardır.

Bunları yok saymak büyük haksızlık olur.

Bizim itirazımız dine veya samimi dindarlara değil; dini, insanları ve devlet imkânlarını kendi çıkarı için kullanan anlayışlaradır.

YUNUS EMRE'NİN, HACI BEKTAŞ VELİ'NİN YOLU

Bizim tarihimizde insanı merkeze alan, ahlakı öne çıkaran, toplumsal huzuru savunan büyük isimler de vardır.

Ve Anadolu'nun........

© Günışığı Gazetesi