menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ZİNDANDAN SARAYA

65 0
16.10.2026

Bazen insan, döktüğü alın terinin ya da edindiği bilginin bu dünyada bir karşılığı olmadığını sanır. Çaldığı her kapı yüzüne kapandığında, özenle ortaya koyduğu çaba hor görüldüğünde umut tükenir gibi olur.

Oysa gerçek emek ve bilgi hiçbir zaman boşuna değildir; sadece bazen değerinin anlaşılacağı doğru vicdanı ve doğru zamanı bekler.

​Tanzimat Dönemi'nin en önemli entelektüel kalemi ve aynı zamanda benim de yüksek lisans konum olan Ahmet Mithat Efendi’nin hayatından süzülüp gelen hazin bir hatıra, tam da bu gerçeği gösteriyor bize.

​Bu olayı okuduğumda beni derinden etkilemişti; size de anlatmak istedim.

​Bir zamanlar Ahmet Mithat Efendi, Matbaa-i Âmire’nin müdürlüğünü yürütüyordu. Görevde olduğu o günlerden birinde masasına Adliye Nezareti’nin resmî mührünü taşıyan bir zarf gelir. Zarfın içinden resmî bir yazı, bir de yüz liralık bir banknot çıkar. İlk anda ne olduğunu anlayamaz, şaşırır. Fakat meselenin içyüzünü öğrendiğinde hayreti büsbütün büyür.

​Çünkü o zarfın içinde, bir Türk kızının âdeta roman sayfalarından fırlamış gibi duran hazin hayat hikâyesi gizlidir.

​Bahsi geçen genç kızın güzel sanatlara, özellikle resme karşı olağanüstü bir tutkusu ve yeteneği varmış. Babası hayattayken ona kol kanat germiş, kız da canla başla çalışıp resim yapmayı öğrenmiş.​Fakat günün birinde babası vefat edince dünyada........

© Günışığı Gazetesi