menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çerçeve Yasa ve Tarih

22 0
yesterday

Bugün atılan adımları bir Türk vatandaşı olarak sindirmekte zorlanıyor olabilirsiniz; bu son derece insani ve anlaşılır bir duygu. Ancak ezberleri bozup tarihin tozlu sayfalarını araladığınızda, karşımıza bugün konuşmaya bile cesaret edemeyeceğimiz kadar çarpıcı bir devlet hafızası çıkıyor.

​Bu bilgileri sizlere sosyal medyadan ya da kulaktan dolma duyumlardan değil; Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gül hocamın "Osmanlı Türkiyesi'nde Devlet-Siyaset-Eşkıyalık: İktidar Mücadelesi" başlıklı kıymetli çalışmasından süzülen tarihi vesikalar ışığında aktarıyorum.

​Osmanlı İmparatorluğu, 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu’yu kasıp kavuran, halkın can ve mal güvenliğini tehdit eden Celâli isyanlarıyla karşılaştığında iki yönlü bir strateji izlemişti. Bir yandan nizamı yeniden tesis etmek için sahada askeri irade koyarken, diğer yandan iki cephede (Avusturya ve Safeviler) süren savaşların getirdiği zorunlulukla asileri ödüllendirerek sisteme dahil etme yoluna gitmişti.

​Dönemin padişahları, silahlı gücü kontrol altına almak adına en azılı isyancı liderleri dahi devletin en yüksek makamlarına getirmişlerdi:

​Deli Hasan (III. Mehmed Dönemi): Karayazıcı’nın ölümünden sonra isyanı devralıp Ankara’yı kuşatan Deli Hasan’a, 1602 yılında bizzat III. Mehmed fermanıyla Bosna Beylerbeyliği verilmiş; yanındaki 10 bin kişilik levent gücüyle Avusturya sınırındaki Estergon Kalesi savunmasına sevk edilmiştir.

​Tavil Ahmed / Tavil Halil (I. Ahmed Dönemi): Anadolu’da veziriazam ordularını........

© Günışığı Gazetesi