menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

​Eski Köye Yeni "Psikoloji": Bir Sosyolojik İntihar

5 0
19.04.2026

​Son yıllarda modern dünyanın en büyük sancılarından biri haline gelen okul cinayetleri ve gençlik şiddeti; genellikle sadece güvenlik tedbirleri ya da eğitim sisteminin bir sorunu gibi ele alınıyor. 

Oysa buzdağının görünmeyen kısmında, toplumun en küçük hücresi olan ailenin fonksiyon kaybı yatmaktadır.

​Sınırsız Özgürlük İllüzyonu

​Batı merkezli "sınırsız özgürlük" ve "çocuğun her isteğini hak görme" anlayışı, ne yazık ki aile içindeki disiplin ve otorite kavramlarını erozyona uğratmıştır. 

Anne ve babanın bir rehber, bir terbiye edici olmaktan çıkıp sadece birer "kaynak sağlayıcı" konumuna indirgenmesi, çocukları pusulasız bırakmaktadır. 

Kendi kültürel kodlarımızdaki "anne-baba merkezli" yapıdan uzaklaşıldıkça; hiyerarşiyi ve sınırları tanımayan, her türlü engellenme karşısında şiddete meyil gösteren bir nesil türemektedir. 

"Aman sesimizi yükseltmeyelim, psikolojisi bozulmasın" diyerek büyüttüğünüz o çocuklar, asıl kalıcı psikolojik hasarları sınırlarını bilmedikleri bu boşlukta yaşamaktadır.

​Aileden Alınmayan Terbiye, Sokakta Şiddete Dönüşüyor

Bizim kültürel dokumuzda aile, sadece bir barınma yeri değil; aynı zamanda ahlakın ve adabın ilk mektebidir. 

Eğer bir çocuk; ​Evde otoriteye saygı duymayı öğrenmiyorsa, ​küçük bir disiplin müdahalesini, en ufak bir "fiskeyi" dahi travma olarak görüp isyan ediyorsa, ​aile büyüklerinin yönlendirmesini bir baskı aracı olarak algılıyorsa; bu çocuk okulda öğretmeniyle, sokakta akranıyla çatıştığında çözüm yolu olarak şiddeti görecektir.  

Çocuk evde "dur" denilmeyi, "hayır" cevabıyla baş etmeyi ve büyüklere hürmeti öğrenmediğinde, dış dünyadaki sınırları şiddetle yıkmaya çalışmaktadır. 

Batılı pedagojik unsurların etkisiyle ailelerin çocuklarına "müdahale edemez" hale gelmesi, aslında onları uçsuz bucaksız bir boşluğa itmektedir.

​Köklerimize Dönüş Şart

​Okul duvarlarını yükseltmek ya da kapılara metal dedektörler koymak, ruhlardaki boşluğu doldurmaya yetmez. 

Çözüm; çocuklarımızı kendi kültürel genetiğimize uygun, aile otoritesinin ve şefkatinin dengeli olduğu bir yapıda yetiştirmektir. 

Bizim kuşak nasıl anne ve babasının bir bakışıyla kendine çekidüzen verebiliyorsa, terbiye sistemi yine aynı noktaya taşınmalıdır. 

Buna "bağnazlık" diyenler, "gericilik" ithamında bulunanlar olacaktır; ancak bizim kültürel şifrelerimizin bu disiplin üzerine kurulu olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. 

​Aile, çocuğun sığınacağı liman olduğu kadar, ona sınırlarını öğreten sarsılmaz bir kale olmalıdır. 

Kendi kodlarımızdaki o vakur ve disiplinli aile yapısına dönmediğimiz sürece, dışarıdan ithal edilen hiçbir psikolojik yöntem okul bahçelerindeki şiddeti dindirmeye yetmeyecektir.


© Günışığı Gazetesi