ÖZGÜRLÜK ADI ALTINDA ÇÜRÜYEN TOPLUM
Havalar ısındıkça sokaklar kalabalıklaşıyor. Parklar, caddeler, alışveriş merkezleri insanlarla doluyor. Fakat ne yazık ki bugün şehirlerimizde yalnızca yaz sıcaklığı yükselmiyor; aynı zamanda ahlâkî çürüme de gözle görülür hâle geliyor. Artık birçok insan, sokaklarda karşılaştığı bazı görüntüler karşısında rahatsızlığını gizleyemiyor. Çünkü mahremiyetin küçümsendiği, utanma duygusunun değersizleştirildiği, beden teşhirinin ise modernlik ve özgürlük adı altında alkışlandığı bir çağın tam ortasında yaşıyoruz.
Daha da korkunç ve acı olanı ise insanların buna alışmış, bu çöküşün artık normalleştirilmiş olmasıdır.
Bir zamanlar edep sahibi olmak övülürdü. İnsanlar giyimine, konuşmasına ve davranışına dikkat ederdi. Çünkü hayâ, sadece dinî bir kavram değil; insan olmanın temel şartlarından biri kabul edilirdi. İnsan yalnızca Allah’tan değil; toplumdan, büyüklerinden ve hatta kendi vicdanından utanırdı. Hayâ, insanın süsü sayılırdı. İnsan konuşmasına, davranışına ve giyimine dikkat ederdi. Çünkü toplumun huzuru biraz da insanların taşıdığı ahlâkî ölçülerle korunurdu.
Şimdi ise “özgürlük” adı altında her türlü ölçüsüzlük alkışlanıyor. İnsan bedenini sergilemek çağdaşlık sayılıyor, mahremiyet ise gericilik gibi gösteriliyor. Utanmak değil, utanmazlık cesaret gibi sunuluyor. Açıklık modernlik sayılırken, edep ve mahremiyet küçümseniyor.
Sokaklarda, parklarda ve alışveriş merkezlerinde insan bazen gördüğü manzaralar karşısında başını çevirmek zorunda kalıyor. Çünkü bazıları artık giyinmek için değil, dikkat çekmek ve teşhir edilmek için giyiniyor. Vücut teşhiri sıradanlaştırılıyor, özgürlük adı altında meşrulaştırılıyor; edep duygusu ise bilinçli şekilde aşındırılıyor. Üstelik buna itiraz edenler hemen baskıcı, yobaz veya çağ dışı ilan ediliyor.
Oysa mesele sadece kıyafet değildir.
Mesele; insanın hayâ duygusunu kaybetmesidir.
Mesele; nefsin, aklın ve imanın önüne geçirilmesidir.
Modern kültür, özellikle gençlere sürekli şu zehri pompalıyor:
“Ne........
