İYİ NİYETİN DE BİR BEDELİ VAR: HERKESİ KENDİN GİBİ SANMA!
İnsan bazen sırf gönlü temiz diye kaybediyor. İçinden geldiği gibi davranıyor, samimiyetle yaklaşıyor, birinin derdi varsa kendi derdiymiş gibi dertleniyor. Elinden geldiğince yardımcı oluyor, kimseyi kırmamaya çalışıyor. Sonra bir bakıyor ki ne iyiliğinin kıymeti bilinmiş ne de samimiyeti anlaşılmış. Meğer bazıları senin iyi niyetini, kendi işini kolaylaştıran bir fırsat olarak görmüş.
Bizim oralarda bir söz vardır: “Yüz verdin mi astarını ister.” İşte bazı insanlarla yaşadığın tam da budur. Bir kere yardımcı olursun, bunu görev bilir. Bir kere alttan alırsın, her seferinde susmanı bekler. Bir kere fedakârlık yaparsın, ardından senden yeni fedakârlıklar ister. Senin gönlünün genişliğini kendi çıkarına göre ölçer.
Asıl mesele de burada başlar.
Çünkü herkes samimiyeti samimiyetle karşılamaz. Kimi insan senin güzel kalbini görür, kıymetini bilir, mahcup olur. Kimi de aynı güzel kalbe bakar ve kendi hesabını yapar. Senin ne kadar anlayışlı olduğunu öğrenir, nerede susacağını keşfeder, hangi sözle gönlünü alabileceğini çözer. Sonra da işine geldiği gibi davranır.
Bir bakarsın, işi düşünce kapını çalanlar çoğalmış. Bir sıkıntısı olduğunda seni arayan, senden destek bekleyen, saatlerce derdini anlatan insanlar vardır. Ama senin bir derdin olduğunda ortalık sessizliğe bürünür. Senin zamanın onların işine yarar, senin emeğin onların yükünü hafifletir, senin varlığın onların işini kolaylaştırır. Fakat sıra sana gelince herkesin bir bahanesi çıkar.
İşte buna dostluk denmez, buna faydacılık denir.
Faydacı insan, senin kim olduğunla değil, kendisine ne sağladığınla ilgilenir. Bugün işine yarıyorsan baş tacısındır; yarın bir şey veremiyorsan eski kıymetin kalmaz. Seninle konuşurken yüzüne güler,........
