ZEMZEM’İ BEKLEYEN COĞRAFYA: GAZZE’NİN HACERLERİ VE BİZİM SESSİZLİĞİMİZ
İnsanlık tarihi, milletlerin varlık ve yokluk sarkacındaki manevi sınanmalarıyla örülüdür. Yaklaşık seksen yıl önce bu topraklarda kıtlığın, yokluğun ve mahrumiyetin çilesini sinesinde taşımış bir neslin mirasçılarıyız. Dünün yokluğu çetin bir kırılmaydı; bugünün bolluğu, sıcak yuvaları ve dijital konforu ise ruhu uyuşturan çok daha dehşetli bir imtihandır.
Zamanın akışı, tıpkı mevsimler gibi döner durur. Asıl mühim olan, bu zamansal döngü içinde sergilediğimiz ahlaki vakardır. Yanı başımızda can çekişen mazlumlara karşı takındığımız tutum; insani kalitemizin, kelimelerin bittiği ve eylemlerin konuşması gereken o kırılma noktalarındaki vicdani derinliğimizin en berrak aynasıdır.
Elazığ’da Bir Masa, Gazze’de Bir Dünya
Bazen küresel imtihanların ağırlığı, hayatın en sıradan anlarında bir turnusol kâğıdı gibi önümüze serilir. Yıl 2007, Elazığ… Çalıştığım iş yerinde bir arkadaşımızın tayini çıkmış, veda yemeği için bir araya gelmiştik. Şefim Fehmi Bey ile aynı masa etrafında oturuyorduk. Siparişler verildi. İkimiz de tercih hakkımızı İskender kebaptan yana kullandık. Garson içecekleri dağıtırken ben yerli ve millî tercihimiz olan ayranı istedim.
Tam o esnada bir de baktım ki Fehmi Bey, malum küresel kola markalarından birini önüne almış bile. Hemen garsona seslendim: “Fehmi Bey’e de ayran getirelim lütfen.” Önündeki kolayı ise kibarca geri verdirdim. Fehmi Bey bu ani müdahaleme hiç itiraz etmedi, sadece tebessüm etti. Ancak etraftaki arkadaşlarımız şaşkın gözlerle bizi izliyordu. “İskender kebapla ayran mı içilirmiş?” diyerek hafifçe gülenler, bıyık altından alay edenler oldu.
Fehmi Bey bana dönüp baktığında, gözlerindeki o soran ifadeye Yunus Emre’nin o asil ve zamansız dizeleriyle karşılık verdim:
“Ko gülen gülsün, hak bizim olsun / Gafil ne bilsin, hakkı sever var.”
Şefime döndüm ve ekledim: “Sen müsterih ol şefim, biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Gerekirse ekmeği kuru katık eder yeriz ama tadı ne kadar cazip olursa olsun, o kolayı yine de bardağımıza koymayız.”
Çünkü o günlerde, 2007’nin o hüzünlü sonbaharında Gazze’ye yönelik ağır ekonomik ve siyasi abluka derinleşmişti. Bizim için mesele, yalnızca bir içecek tercihinden ibaret değildi. Tükettiğimiz her ürünün, dünyanın başka bir köşesindeki insanlarla kurduğumuz görünmez bağları da düşünüyorduk. Fehmi Bey o gün o kolayı içmedi ve bizim için bu, küçük ama anlamlı bir vicdan muhasebesiydi. Ne mutlu, insanın önüne konulanı sorgulamadan tüketmek........
