Eksildiğinde tamamlanmak
İnsan her şeyi elde ettiğinde ne olur? Garip bir soru. Çünkü ömrümüzün önemli bir kısmını bir şeyleri tamamlamaya çalışarak geçiriyoruz. Daha fazla para, daha iyi şartlar, daha güzel bir ev, daha az sıkıntı… Huzuru, bütün eksiklerimizin tamamlandığı o meçhul güne erteliyoruz. Peki insan gerçekten her şeye kavuştuğunda ne yapar?
Bu soruyu bir süredir düşünüyorum.
Edebiyat tarihine baktığımızda insanlığın en büyük eserlerinin önemli bir kısmının pek de rahat odalarda yazılmadığını görüyoruz. Sürgünler, savaşlar, yoksulluklar, hastalıklar,yalnızlıklar… Dostoyevski ölüm cezasının gölgesinden ve Sibirya sürgününden geçti. Cervantes hayatının bir döneminde esir düştü. Necip Fazıl’ın, Sabahattin Ali’nin, Nâzım Hikmet’in, Ahmed Arif’in hayatlarına baktığımızda da huzurlu bir düzlükten ziyade inişli çıkışlı yollar görüyoruz.
Elbette buradan “acı çekmek iyidir” gibi tuhaf bir sonuç çıkarmayalım. Acının kendisi meziyet değildir. Nice acılar insanı büyütmek yerine........
