menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alsace’dan İsviçre’ye: Bir ilkbahar kaçamağı (3)

39 0
28.06.2026

Ülkenin dört resmi dili arasında tarafsızlık sağlamak amacıyla kullanılan, “Helvetik Konfederasyon” anlamına gelen Latince resmi adıyla “Confoederaito Helvetica”daki gezimiz bu yazıyla bitiyor!

Akşamüstü Sarine Nehri’nin kıyılarında kurulmuş tipik bir Orta Çağ şehri olan Fribourg’daydık. Ertesi sabah sadece 1,5 saat dolaşabildiğimiz şehri elbette tam olarak göremedik. Önce tarihi merkezdeki Gotik tarzda inşa edilmiş Belediye Binası’nın bulunduğu meydana gittik. Önünde Aziz George’un canavarla mücadelesini gösteren bir anıt çeşmenin bulunduğu bina 1522’de yapılmış, 1642’de ise kulesi eklenmiş. Oradan da girişinde “burası sadık eşlerin sokağı ve örnek kocaların köşesi” yazan sokaktan geçerek (Fribourg koyu katolikmiş!) Aziz Nicolas Katedrali’ne gittik. Şehrin pek çok noktasından görülebilen, sivri kuleleri ve giriş kapısının üstündeki figürleriyle dikkat çeken Katedral, 1283-1430 yılları arasında yapılmış. 1490’da eklenen 76 metre uzunluğundaki ana kulede 11 adet çan var. Daha kısa olan kulede ise 2 çan bulunuyor. Katedrale girince hemen sağ taraftaki şapelin içindeki gerçek boyutta heykellerle canlandırılmış olan İsa’nın ölüm anı çok etkileyici bir köşe.

Katedrali dolaştıktan sonra yürüyüşümüze devam ederek, üzerinde farklı tarzlarda inşa edilmiş 14 adet köprü bulunan Sarine Nehri’nin kıyısına gittik. Bunlar arasında en ünlüsü olan Zähringen Köprüsü’nde dolaşıp şehri başka bir açıdan gördük. Fribourg’un kurucusu Zähringen ailesinin adını taşıyan köprü, 1834’ten beri aynı noktada bulunan 273 metre uzunluğundaki köprünün yerine 1924’te inşa edilmiş.

Fribourg’dan sonra gittiğimiz, dünyaca ünlü gravyer peynirine adını veren Gruyéres, Alplerin kuzeyinde Moleson Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Surlarla çevrili yapısı, Gotik tarzda evleri ve taş döşeli dar sokaklarıyla şirin bir yerleşim. Arka planda yemyeşil bir doğa ve insanın içini açan bir dağ manzarası olan Gruyéres, 2014 yılında Batı İsviçre’nin en güzel köyü seçilmiş. Aracımızı köyün girişindeki kocaman otoparkta bırakıp köyün merkezine yürüyerek girdik ve ana cadde boyunca şatoya doğru ilerledik. Köyün en yüksek noktasında bulunan 13. yüzyıldan kalma Gruyés Şatosu’nda vaktiyle Gruyéres kontları yaşarmış. Sonuncu kontun iflasıyla elden çıkan şato 1938 yılında Fribourg kantonu tarafından satın alınıp müzeye dönüştürülmüş. Köyde dikkat çeken bir müze de İsviçreli sanatçı HR Giger’in kendi adıyla anılan müzesi. “Allien” film serisindeki yaratıkların tasarımcısı olan Giger’in çalışmaları sergileniyormuş. Benim ilgi alanım olmadığından sadece bahçesindeki heykellere göz atmakla yetindim, ama köyden ayrılmadan önce peynir almayı unutmadım!

Alp Dağları’nın eteklerinde, Cenevre Gölü’nün kıyısındaki Montrö, “İsviçre Rivierası” olarak adlandırılıyor. Şehrin modern kısmı göl kenarında, tarihi bölgesi ise yukarı doğru yükselen bir alanda. 580 kilometrekarelik büyük bir göl olan Cenevre Gölü’nün yüzde 60’ı İsviçre, yüzde 40’ı ise Fransa’ya ait. (Fransızlar Leman Gölü diyorlar.) Şehre gelir gelmez önce Freddie Mercury’nin devasa bir heykelinin bulunduğu göl kenarındaki ana meydana gittik ve elbette hemen fotoğraf çektik! Ardından gölün güzel manzarası eşliğinde kıyı boyunca uzun bir yürüyüş yaparak çiçeklerle süslenmiş, ara ara küçük parkların, heykellerin, kafe ve restoranların bulunduğu yolun ve baharın tadını çıkardık.

Buralara kadar gelmişken elbette Montrö Boğazlar Anlaşması’nın........

© Gazete Pencere