menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anneler Günü’nün arkeolojisi

25 0
10.05.2026

Bugün alelade bir haritaya baktığınızda küreye sığsın diye küçültülmüş bir Afrika kıtası ve ondan alınan topraklarla büyütülmüş bir Kuzey Amerika ya da Grönland görüyorsanız bunun Batılı beyaz-adamların işi olduğunu bilin. Oysa herhangi bir atlasta Afrika’yla eşit boyutta görünen (Trump’ın göz diktiği) Grönland, Afrika anakarasından 14 kat daha küçüktür. Afrika’nın gerçek boyutunu idrak etmek için “Equal Earth Wall Map” ya da “The AuthaGraph Projection” gibi doğru haritalara bakmak yeterli. Keza, gerçek tarihi merak edenlerin; kendilerine tüm yanlılığı ve kayırmacılığıyla servis edilenler yerine, derinlerde saklı duran gerçeklere ulaşması mümkündür. Ki bu her konu için geçerli.

Bugün Anneler Günü olduğu için ben de Wikipedia vb. sitelerde ilk bakışta karşımıza çıkan ve pek tabii ki Amerika’da başlatılmış 1908 tarihli Anneler Günü tarihçesini değil, çok çok daha eskilere dayanan ana kültlerini ve kutlamalarını anlatacağım.

Günümüzde mayıs ayının ikinci pazar gününde kutladığımız Anneler Günü, annesinin anısını yaşatmak için onu anmaya başlayan Anna Jarvis’ten çok daha evvelinde başlamıştı. Antik çağlarda toplumlar anneliğe duydukları huşu ve saygıyı din yoluyla ifade ediyorlardı. Tabii bu ilk kutlamaların günümüzdeki Anneler Günü kutlamasıyla ne derece örtüştüğü tartışmalı. Prehistorik dönemde karşımıza çıkan Hohle Fels Venüsü (M.Ö. 40-35 bin yıl önce), Willendorf’lu Venüs (M.Ö. 28 bin) veya Çatalhöyük’ten çok iyi tanıdığımız M.Ö. 7500-5700 yılları arasında tarihlendirilmiş ana tanrıça figürlerinin bize ne anlattığı hala muamma. Kimi nikbin arkeolog vakti zamanda bu heykellerin doğa anayı temsil edip, özellikle doğum yapmış kadınların toplumda el üstünde tutulduğuna işaret ettiğini söylese de kanıt olmadan tarih olamadığına göre bu teoriler bir hüsnükuruntu ya da temenni olmanın ötesine gidemiyor. Her şey yazılı tarihe geçtiğimizde değişiyor. Sümerlerle başlayan yazı hayatı, arkalarından gelen Akad, Babil ve Asur medeniyetlerinde bizlere kadın figürüyle temsil edilen tanrıçaların kutlandığı günler olduğunu gösteriyor. Inanna/Ishtar gibi doğurgan ve savaşçı ana tanrıçalardan, Anadolu’muzun pek çok köşesinde karşımıza dikilmiş olan Kybele’ye kadar pek çok tanrıçanın cinselliği, doğurganlığı ve anneliği çeşitli festivallerle, alaylı, müzikli coşkulu ritüellerle kutlanırdı.

RAHİBELERİN KRALLARLA SEMBOLİK EVLİLİKLERİ

Mezopotamya’da özellikle Inanna kültüne mensup rahibeler tanrıçayı temsilen hem toprağın verimliliğini hem de kozmik düzenin yeniden kurulmasını sağlamak için krallarla sembolik evlilikler yapıyorlardı. Tapınak kayıtlarından ve çivi yazılarıyla yazılmış “Inanna’nın Dumuzi’yi Seçmesi” gibi........

© Gazete Pencere