Düzülke
Edwin Abbott Abbott’ın Düzülke: Çok Boyutlu Bir Aşk Hikâyesi (Flatland: A Romance of Many Dimensions) adlı uzun öyküsü 1884’te yayımlandığında, okurların çoğu onu eğlenceli bir geometri kitabı ya da Viktorya toplumuna yönelik ince bir hiciv olarak okudu. Yüz kırk yıl sonra aynı kitap, kuramsal fizikçilerin tahtalarında, kara delik entropisi, zar kozmolojisi ve kuantum kütleçekimi tartışmalarının tam ortasında, beklenmedik bir yerde yeniden beliriyor. Bunun nedeni Abbott’ın modern fiziği öngörmüş olması değil; bir boyutun içine hapsolmuş zihnin başka bir boyutu nasıl sezmekte zorlandığını, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bir analojiyle anlatmış olmasıdır.
Anlatıcı, Düzülke adlı iki boyutlu bir dünyada yaşayan avukat Kare’dir. Metin iki ana bölüme ayrılır. Birinci bölümde Düzülke toplumu anlatılır; orada herkes bir çokgendir ve toplumsal hiyerarşi kenar sayısıyla ölçülür. İşçiler ve askerler ikizkenar üçgen, orta sınıf eşkenar üçgendir. Kareler ve beşgenler meslek sahibi seçkinleri oluşturur; kenar sayısı arttıkça soyluluk yükselir ve en tepede, sayısız kenarları nedeniyle daireden ayırt edilemeyen rahipler durur. Kadınlar ise çokgen bile değil, düz çizgidir: iğne gibi sivri, tehlikeli ve bu yüzden sıkı toplumsal kurallara bağlı varlıklardır.
Düzülke’de iki boyutlu varlıklar birbirini nasıl tanır? Gözleri derinliği algılayamadığı için, birbirlerine bakarak değil, dokunarak ya da sisli havada çizgilerin silikleşmesinden mesafeyi tahmin ederek, yani bir tür geometrik sezgiyle algılarlar. Yüksek sınıflar el sıkışarak köşe açılarını yoklamayı öğrenir. Bir dönemin "Renk İsyanı" ise insanların kendilerini boyayarak sınıf ayrımını silmeye çalışmasının bastırılışını aktarır. Düzensizlik, yani kenarları eşit olmayan bir çokgen olmak ağır bir suçtur.
İkinci bölüm, kitabın felsefi kalbidir. Kare önce rüyasında Çizgiülke’yi görür. Orada yalnızca tek boyutlu varlıklar yaşar; kral bir doğru parçasıdır ve Kare’nin "yan" diye ek bir yönden söz etmesini saçmalık sayar. Kare, kralı ikna edemediği için kızar; fakat bu kızgınlığın ironisini birkaç sayfa sonra kendi de deneyimleyecektir.
Milenyumun son gecesinde Kare'nin evine üç boyutlu bir Küre gelir. Küre, Düzülke’den geçerken Kare’nin gözünde önce bir nokta olarak belirir; ardından büyüyen bir daireye dönüşür, sonra küçülüp kaybolur. Kare bunu kavrayamaz; Küre, onu ikna edemeyince üçüncü boyuta, Uzayülke’ye kaldırır. Orada Kare, dairesel bir kesitin ardındaki gerçek hacmi, kendi evinin içini ve komşularının çekmecelerini yukarıdan gören bir derinlikle algılar.
En çarpıcı dönüş şu noktada yaşanır: Kare coşkuyla, eğer üç........
