menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayallerimi cebime koyup geldiğim şehir: Eskişehir

11 0
wednesday

Bundan yaklaşık 30 yıl önce hayallerimi cebime koyarak gelmiştim Eskişehir’e. Bilmediğim bir şehirdi. Nereden bilebilirdim ki yıllar sonra hayatımın en özel şehirlerinden biri olacağını…

Eskişehir’e bir öğrenci olarak geldim. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde iyi bir eğitim aldım ama bu şehrin bana kattıkları yalnızca dersliklerle sınırlı kalmadı. Kültür ve sanatla iç içe bir şehirde öğrenci olmak, hikâyemi değiştirdi, beni dönüştürdü.

Eskişehir Sinema Günleri, üniversite festivalleri, söyleşiler, tiyatrolar ve daha nice etkinlik… Kendimi kültür ve sanatla beslediğim, dünyaya bakışımı genişlettiğim yıllardı. Belki de bugün olduğum kişiye dönüşmemde bu şehrin payı sandığımdan çok daha büyük.

Aradan yıllar geçti ama Eskişehir eskimedi. Bazı şehirler vardır; içinde yaşadığınız zaman biter ama siz onlarla ilişkinizi bitiremezsiniz. Eskişehir de benim için öyle bir şehir.

Çünkü bu şehirle bir kez bağ kurduğunuzda, o bağ kolay kolay kopmuyor. Eskişehir bir şekilde kendini hatırlatıyor. Bir şarkıda, bir kokuda, Porsuk’un görüntüsünde ya da yıllar önce yaşanmış küçücük bir anının ansızın zihninizde belirivermesinde…

Porsuk’un kıyısında başlayan hikâyeye dönüş

Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ne işte bütün bu duygularla geldim. İlk kez düzenlenen festivalin davetlisi olmak benim için sıradan bir festival deneyiminden çok daha fazlasıydı. Çünkü Porsuk Nehri’nin kıyısında geçirdiğim koskoca beş yıl vardı. Yıllar önce hayallerimi cebime koyarak geldiğim bu şehrin bugün sloganı da bana çok tanıdık geldi: “Hayallerin gerçeğe dönüştüğü şehir Eskişehir.” Ne güzel bir tesadüf…

Çünkü bu şehir benim de hayallerimi gerçeğe dönüştürmüştü. Şimdi ise bir festival aracılığıyla yeni hayallerin kurulmasına, çoğalmasına alan açıyordu. Bu hikâyenin bir başka güzel tarafı da Eskişehir’in ilk kadın belediye başkanı Ayşe Ünlüce’nin şehrin kültür ve sanat hayatına kattıklarıydı. Festival boyunca etkinliklere katılan, alanlarda insanlarla sohbet eden Başkan’la birlikte dolaşırken Eskişehir halkının ona duyduğu sevgiyi yakından görme fırsatım oldu. Yaşlısı, genci, çocuğu… Her yaştan insanın Başkan’a gösterdiği samimi ilgi beni gerçekten duygulandırdı. Ayşe Başkan’ın da insanlarla kurduğu doğrudan iletişim, sohbet etmesi, onları dinlemesi bu bağın neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyordu.

Beş gün boyunca Porsuk’un etrafında hayat vardı

Porsuk Festivali, 2-6 Eylül tarihleri arasında beş gün boyunca Porsuk’un farklı noktalarını konserlerin, gösterilerin, atölyelerin, sergilerin, söyleşilerin ve nehir etkinliklerinin buluşma noktasına dönüştürdü. Program o kadar zengindi ki hepsine yetişmek mümkün değildi. Ben tercihi tiyatro ve konserlerden yana kullandım. Festivaldeki ilk durağım, yolu Eskişehir’den geçen ve öğrencilik yıllarımızın da aynı döneme denk geldiği oyuncu Tansu Biçer’in söyleşisi oldu. Öğrencilik yıllarımdan tanıdığım Tansu’yu dinlerken yalnızca onun hikâyesini değil, kendi gençliğimi de dinledim. Çünkü bugün hayalleri gerçeğe dönüşen Tansu Biçer’in hikâyesinin başlangıcında da Eskişehir vardı. Akşamında ise Tansu Biçer, Tülin Özen ve Saim Güveloğlu’nun birlikte hayata geçirdiği Bahçe Galata’nın Nora 2 oyununu izledik. İstanbul’da izleyemediğim oyunu yıllar önce öğrencilik hayatımın geçtiği Eskişehir’de izlemek, festivalin bana yaptığı küçük ama güzel sürprizlerden biriydi.

Bir başka buluşma ise Sümerpark İskele 26’da gerçekleşen senarist-yönetmen Vuslat Saraçoğlu söyleşisiydi. Ödüllü yönetmen, sinema yolculuğunu Eskişehir halkıyla paylaşırken festivalin yalnızca eğlence değil, düşünce ve üretim alanı da yarattığını bir kez daha gösterdi.

Sanat sokağa, şehir insanın içine karıştı

Festival alanlarında dolaşırken kurulan stantlar da dikkat çekiciydi. Sanat ürünleri, tasarımlar, el emeği göz nuru işler… Dayanamadım, ben de birkaçını aldım. Eskişehir’in sanatçı ve üretken kimliği yalnızca sahnelerde değil, bu küçük stantlarda da kendini gösteriyordu. Bir tarafta yetişkinler festival alanlarını gezerken diğer tarafta çocuklar çimenlerin üzerinde aileleriyle vakit geçiriyor, çocuk tiyatrolarına katılıyor, festivalin neşesini yaşıyordu. Eskişehir halkı adeta alanlara akın etmişti.

Festivalin ilk yılında 100 bin kişiyi ağırlaması da bunun en güçlü göstergelerinden biri oldu.

Belki de bu kalabalık bize şunu söylüyordu: Hepimizin böyle bir festivale ihtiyacı varmış.

Ve müzik başlayınca zaman geriye aktı

Sonra sıra konserlere geldi. Benim için festivalin en duygusal anlarından biri buydu. Çünkü en sevdiğim iki müzik grubu, Pinhani ve Mor ve Ötesi aynı festivalde sahne alacaktı. Bir anda kendimi yıllar öncesinde, üniversite öğrencisiyken Bahar Şenlikleri’nde bulmuş gibiydim. İki grubu da öğrencilik yıllarımda keşfetmiş, onların müzikleriyle birlikte büyümüş, yıllar boyunca hayatımın farklı dönemlerine şarkılarını eşlik ettirmiştim. Şimdi aynı grupları, yıllar önce öğrencilik hayallerimi kurduğum şehirde yeniden dinliyordum. Her iki konsere de ilgi muazzamdı. Sadece gençler değil, Eskişehir’in her yaşından insan oradaydı. Uzun zamandır bu kadar güzel, bu kadar coşkulu ve kuşakları bir araya getiren bir kalabalık görmemiştim. Hep birlikte şarkılara eşlik ettik. Telefonlarımızın ışıklarıyla sevgimizi gösterdik. Ve hayatın iki gecesi, müziğin büyüsüyle güzelleşti.

Pinhani’nin bir şarkısında söylediği gibi: “Bir yer bulalım dünyadan uzak…” O gece o yer sanki Eskişehir’di.

Bir şehrin ruhuna verilen ödül

Mor ve Ötesi konserine değerli hocamız Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen de eşlik etti.

O gece ayrıca Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Avrupa Ödülü Alt Komitesi tarafından Eskişehir’e verilen Şeref Bayrağı takdim edildi. Avrupa değerlerini yerel düzeyde yaşatan ve geliştiren kentlere verilen bu ödül, benim için Eskişehir’in zaten taşıdığı bir kimliğin tescillenmesi gibiydi. Çünkü Eskişehir’i hep bir Avrupa kenti olarak düşündüm. Gençlerin, kültürün, sanatın, özgürlüğün ve farklılıkların bir arada nefes alabildiği bir şehir…

Bir de Yılmaz Hoca’nın Mor ve Ötesi’nin bütün şarkılarına eşlik etmesi vardı ki… Buradan kendisine kocaman bir maşallah alırız. O gece gençlere gerçekten taş çıkardı.

Bazı şehirlerden ayrılırsınız, bazı şehirleri içinizde taşırsınız

Eskişehir’den yine çok güzel duygularla ayrıldım. Bir zaman tünelinde yolculuk yaptım. Porsuk’a karşı uzun uzun bakarken yıllar önce yaşadığım anılar birer birer gözümün önünden geçti. Öğrenciliğim… Arkadaşlarım… İlk hayallerim… İlk heyecanlarım… Ama Eskişehir bana yalnızca geçmişimi hatırlatmadı. Bana yeniden hayal kurdurdu. Belki de bu şehrin en güzel tarafı bu: Geçmişinizi unutturmadan geleceğe bakmayı öğretmesi.

Teşekkürler Eskişehir.

Teşekkürler Ayşe Başkan’ım.

Teşekkürler Bkz. İletişim.

Kayahan’ın dediği gibi, yolu sevgiden geçen herkesle bir gün Eskişehir’de........

© Gazete Pencere