menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yazgıyı değiştirmek için geçmişi unutmak yetmez, onunla yüzleşmek gerekir”

11 0
06.09.2026

Sanki bir terapi odasında saatler geçirmişim gibi hissettiren bir film izledim. Doğduğun evden başlayan, seni çocukluğuna götüren ve sonunda aile içinde seni hapseden bir hikâye… Filmi anlat deseniz belki anlatamam. Büyülü gerçeklik, sanrılar, rüyalar ve gerçeklik arasında; zamansız ama bir yandan da beni zamana sıkıştıran bir film oldu.

Aydınlıktan karanlığa dönüşen ve peşimi bir türlü bırakmayan “kader” meselesiyle boğuştum. “Kaderimi istediğim gibi yazma şansını hayat bana vermiyor mu?” diye düşünürken buldum kendimi.

Ferit Karahan’ın yazıp yönettiği Cinlerin Düğünü, insan denen mahlukatın nasıl karanlığa dönüşebildiğini ve aynı zamanda aydınlanmak için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Filmde Demet Özdemir, Kaan Yıldırım, İlhan Şen, Helin Kandemir, Sarp Bozkurt, Evliya Aykan, Tuba Ünsal, Baki Davrak, Erol Babaoğlu, Kubilay Çamlıdağ, Mine Çayıroğlu, Hakan Salınmış, Barış Hacıhan, Gürhan Altundaşar, Deniz Barut ve Hasibe Eren rol alıyor. Film, popüler oyuncuların bağımsız bir yapımda ne kadar güçlü performanslar ortaya koyabileceğini de gösteriyor.

Ferit Karahan’ın yazıp yönettiği Cinlerin Düğünü, dünya prömiyerini yapacağı Toronto Film Festivali’nin Ana Yarışma Bölümü’nde yer almanın heyecanını da yaşıyor. Biz de Ferit Karahan ile buluştuk ve Cinlerin Düğünü’nün dünyasını, aileyi, kaderi ve insanın karanlıkla mücadelesini konuştuk.

‘Okul Tıraşı’ filminizin etkisi hiç geçmeyecek derecede iyi ve ödüllü bir film. Bu filmin ardından yeni filmin hazırlığına başlamak zor oldu mu? ‘Okul Tıraşı’yla gelen başarının yönetmenlik yolculuğunuza katkısı ne oldu?

Zor olmadı, tam tersine kolay oldu çünkü yeni bir filme başlama motivasyonunu nereden aldığın önemli. Sanırım bir film bittiğinde onun iyi taraflarına bakma alışkanlığım pek yok. Bir sonraki filmi yapan şey, önceki filmin başarıları değil, bende bıraktığı eksiklik duygusu oluyor. Çünkü başarı insanı bir süre olduğu yerde tutabilir, eksiklik ise sizi yeniden düşünmeye ve başka bir yol aramaya zorlar.

“Kendimizde kabul edemediğimiz karanlıkların her parçasından düşmanlar yaratırız”

‘Cinlerin Düğünü’ filminin fikri ve hikâyesi nasıl şekillendi? Üzerinde ne kadar çalıştınız?

Filme başlamadan fikir olarak bende dönüp duran bir cümle vardı. “Kendi karanlığını reddeden insan, kaderini gerçekten değiştirebilir mi?” sorusu beni bu filmi yapmaya itti. Bana göre insanın en tehlikeli yanı karanlık dürtülere sahip olması değildir. Açgözlülük, kıskançlık, öfke ya da iktidar arzusu hepimizin içinde bulunabilir. Asıl tehlike, bunların varlığını inkâr etmektir. İnsan kendi içindeki karanlığı reddettiğinde, onu ortadan kaldırmaz; yalnızca görünmez hâle getirir. O zaman bu karanlık, sessiz bir kırgınlığa, gizli bir kine ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir şiddete dönüşür. Kendimizde kabul edemediğimiz karanlıkların her parçasından düşmanlar yaratırız. Günün sonunda karşımızda hiç kimsenin ve herkesin olduğu bir düşmanlar ordusu yaratmış oluruz. Bir süre sonra o düşmanlar bizden daha büyük hâle gelir. Öyle bir hal alır ki, biz, yarattığımız bu suni düşman ordusunun kuklasına dönüşürüz. Bu sadece bireyler için değil, toplumlar için de geçerli. Bugünden bakıldığında her topluluğun yarattığı suni düşmanları görüyoruz. Filmi yazmaya başladığımda, sadece bu fikir vardı ve bu fikirle bir gurup kardeşin, çocukluklarının son gününü yazacaktım. Çocukluk bölümü bitince, büyüklük hallerini görmek istedim ve bu sefer, gençliklerinin bittiği günü yazmaya karar verdim. En sonunda da, yaşamın onlar için bittiği günü yazmak istedim. Bu yazma süreci sanırım üç ayımı aldı; fakat 2017’den beri bu hikayenin notlarını almaya başlamıştım.

“Bana göre evrensellik, yerelliğin törpülenmesiyle değil, derinleşmesiyle ortaya çıkıyor”

‘Cinlerin Düğünü’ dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde yapıyor. Filmin dünya prömiyerini Toronto’da gerçekleştiriyor olmak nasıl bir duygu? Sizin için önemi ve anlamı nedir?

Bir filmin dünya prömiyeri, yıllarca yalnızca sizin zihninizde var olan bir dünyanın ilk kez kamusal bir alana çıkması demek. Cinlerin Düğünü benim için yalnızca bir film değil; uzun zamandır düşündüğüm, taşıdığım, kimi zaman uzaklaşmaya çalıştığım ama sürekli geri döndüğüm bir coğrafyanın, insanların ve hafızanın sonucu. Şimdi bütün bunların Toronto gibi dünyanın farklı sinema kültürlerini bir araya getiren bir festivalde, Ana Yarışma’da karşılık bulması elbette çok değerli. Ama tam da burada, daha evrensel olma kaygısıyla kendi bakışımızdan ve kimliğimizden taviz vermemek gerektiğini düşünüyorum. Bana göre evrensellik, yerelliğin törpülenmesiyle değil, derinleşmesiyle ortaya çıkıyor. Bir hikâyenin dünyaya ulaşması için dünyaya benzemesi gerekmiyor; bazen ait olduğu yere ne kadar çok benzerse, o kadar uzağa gidebiliyor.

“Bu filmde ise iktidar artık dışarıda değil, insanların içine, aileye, hafızaya ve hatta sevme biçimlerine kadar sızmış durumda”

Filmografinize baktığımızda, toplumsal gerçekçilik üzerinden bireyin yüzleşmelerini ve sistem içindeki sorgulamasını çarpıcı biçimde işliyorsunuz. Karakterleriniz genellikle sıkışmış ve mutsuz insanlar.........

© Gazete Pencere