menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kırık Bir Oyunbazlık Serüveni

20 0
12.07.2026

Ünlü filozof Arthur Schopenhauer’a göre insanlık tarihi, acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelen devasa bir sarkacın gölgesinde yazılmıştır (geçen hafta hayatından ve felsefesinden bahsetmiştik). Eski zamanların o çetin, hayatta kalma mücadelesiyle yoğrulmuş, ter ve toprak kokan günlerini geride bıraktık evet. Modernitenin bize vaat ettiği o güvenli, konforlu sığınağa sonunda ulaştık -mı acaba? Bugün bin yıl öncesinin insanlarına göre hayat bize çok daha fazla konfor sunuyor ancak bu kez da Schopenhauer’in vurguladığı sarkacın hızla diğer uca, devasa bir boşluğa çarptığını fark edemiyoruz ne yazık ki. Temel dertlerimizden arındığımız yanılgısına kapıldığımız o sözde serbest zaman, modern insanın en büyük handikapına, tahammülü zor bir can sıkıntısına dönüştü.

Ve bizler, bu amansız boşluktan kaçmak, varoluşun o ağır sessizliğini bastırmak için tarihimizin en eski barınağına koştuk: Oyuna.

Bizi aklın ve üretimin o soğuk tanımlarından çekip alarak Homo Ludens—Oynayan İnsan—olduğumuzu fısıldar Hollandalı düşünür Johan Huizinga. Bir zamanlar oyun, sadece zaman öldürmek için değil, bizzat kültürü inşa etmek için oynanırdı bilmem hatırlar mısınız? Sokaklarda, tarlalarda, mahalle aralarında kurulan o görünmez sihirli çember, içine giren herkesi dönüştüren bir ritüeldi. O çemberin içinde kurallar ortaklaşa belirlenir, dizler kanar, kavgalar........

© Gazete Pencere