S-400: Pahalı bir hezimet
Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması, başından beri bir savunma politikası meselesinden çok bir siyasi gösteri meselesiydi. İktidar bu alımı teknik bir ihtiyaç olarak değil, bir meydan okuma, bir “milli duruş”, bir prestij gösterisi olarak sundu. Daha da kötüsü, bu kararı eleştirenleri susturmak için her zamanki yönteme başvurdu: Akıl yürüteni küçümse, uyaranı kötüle, itiraz edeni ihanetle suçla.
Oysa daha ilk günden görünen gerçek şuydu: S-400, NATO sistemiyle uyumlu değildi. Türkiye’nin içinde bulunduğu savunma mimarisiyle çelişiyordu. Bu alımın F-35 programını tehlikeye atacağı, ABD yaptırımlarını tetikleyebileceği, Türkiye’yi askeri ve diplomatik açıdan sıkıştıracağı defalarca söylendi. Bunları söyleyenler kâhin değildi. Sadece devlet aklıyla konuşuyorlardı. Ama iktidar için mesele hiçbir zaman devlet aklı olmadı. Mesele, içeride “dik duran lider” hikâyesi yazmaktı.
Ve sonra ne oldu? Uyarıların hemen hepsi doğru çıktı. Türkiye F-35 programından çıkarıldı. Yıllarca içinde bulunduğu, üretim katkısı sunduğu, ciddi para ödediği bir projeden dışlandı. Savunma sanayimiz zarar gördü. CAATSA yaptırımları geldi. Türkiye, bir NATO ülkesi olarak savunma alanında gereksiz bir kriz üreten ülke konumuna sürüklendi. Yani iktidarın “bağımsızlık hamlesi” diye........
