Emin miyiz? En iyisi demokrasi mi?
Artık sağır sultan bile biliyor ki demokrasi Antik Yunan’ın bir icadı olsa da onların filozofları bu icattan pek hazzetmez. Özellikle de Sokrates ve Platon tabiri caizse yerden yere vurur demokrasiyi.
Aristoteles ise onlar kadar keskin cümlelerle saldırmaz. Orta yolcu olduğu için melez bir çözüm olarak demokrasiyle oligarşi karışımı Politeia’yı önerir. Bu karma yönetim, onun için mümkün olan en iyi sistemdir ama aslında bu biraz da kötünün iyisi anlamına gelir. Yani demokrasi Aristoteles’in de ilk tercihi değildir.
En nihayetinde demokrasi, tarihin en büyük üç filozofu için de bozuk ve kusurlu bir rejimdir.
Sokrates bize herhangi bir yazılı metin bırakmadığı için, onun fikirlerini hemen arkasından gelen filozofların metinlerinden çıkartırız. Bu fikirleri en güçlü şekilde aktaran kişinin öğrencisi Platon olduğunu söyleyebiliriz. Ancak o da eserlerinin tamamına yakınında Sokrates’i konuşturduğu için, ortaya attığı fikirlerde bir karmaşa yaşanır. Pek çok pasajda aktardığı fikirler Sokrates’e mi yoksa kendisine mi ait belli olmaz. Bu yüzden ben demokrasi ile ilgili fikirlerin kime ait olduğuna bakmadan size aktarmak isterim.
Yazının en başında belirttiğim gibi, ikisi de demokrasiye çok ağır eleştiriler getirir. Öncelikle devlet yönetiminin uzmanlık gerektirdiğini düşünürler. Yani bu iş öyle herkesin harcı değildir. Halkın gücü elinde bulundurması falan asla onlara göre bir şey değildir. Çünkü halk, üst düzey bir yönetim göstermek için yeterli eğitimi almamıştır.
Bu anlamda halkın çoğunluğunun vereceği karara göre yönetilmek bırakın kusurlu olmayı tehlikelidir. Çoğunluk bilgisizdir ve hâliyle kararları bilgiye değil kanaate dayalıdır. Kanaat de bilgi kadar güçlü olmadığı için manipüle edilmeye çok açıktır.
Bunu bilen demagoglar da popülist söylemleriyle halkın kanaatlerini istedikleri gibi yönlendirebilir. Kendi yararlarına olan şeyleri, halkın yararınaymış gibi anlatan ve onları buna ikna etmekte mahir olan hatipler, kolaylıkla yönetimi ele geçirebilirler. Bu da halkın kendi rızasıyla kendisini kötü yönetimlerin eline bırakması anlamına gelir.
Öyleyse aslında kendisi de halk gibi bilgisiz biri, sırf hitabeti ve ikna kabiliyeti yüksek olduğu için kendisini bilgiliymiş gibi gösterebilir. Liyakati olmasa da kendisini yönetici seçtirebilir. Platon, Sokrates’le ünlü Sofist Gorgias’ı konuşturduğu bölümde bu durumu net bir şekilde ortaya koyar. Gorgias hemen her Sofist gibi bir retorik (söylev) ustasıdır. Para kazandığı iş, politikacı olmak üzere eğitilen aristokratların çocuklarına bu sanatı öğretmektir. Bakın Platon bu diyalogda Gorgias’a neler söyletiyor:
Sokrates: Benim de düşünüp düşünüp şaşmam, söylev sanatı ne biçim bir sanattır diye sana sormam bundan işte Gorgias. Bu gözle bakılınca söylev sanatı bana şaşılacak kadar büyük görünür.
Gorgias: Öyledir gerçekten Sokrates, söylev sanatının bütün öteki sanatları nasıl etkisi altında tuttuğunu bilsen bunu daha iyi anlarsın. Bak, sana inandırıcı bir örnek vereyim: Kardeşim Herodicus’un ya da başka hekimlerin yanında çok görmüşümdür; hastanın biri bakarsın hekimin verdiği ilacı istemez, bıçak altına yatmaya, bir yerinin kızgın demirle dağlanmasına razı olmaz. İşte bu gibilerine ben, hekimin yaptıramadığını yaptırmışımdır söylev sayesinde. Derim ki bir söylevciyle bir hekim bir şehre gitseler, oranın halk toplantısında ya da başka........
