menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Skandalı görmezden geldiler

18 0
13.04.2026

İktidar medyası, CHP’li belediyelere yönelik ardı kesilmeyen operasyonlarda taraf. Hüküm içeren, nesnellikten uzak bir dille aktarıyorlar operasyonları. Ancak iktidara değen, onları rahatsız edecek bir olay olduğunda yaklaşım hemen değişiveriyor.

T24’ten Asuman Aranca’nın “Ayhan Bora Kaplan dosyasından eski başsavcı olan Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’ın ismi çıktı: ‘Araç parası ödemesi’ Kaplan’ın asistanından” haberini BirGün, Gazete Pencere, Halk TV, Sözcü ve Nefes alıntıladı. Ancak muhalif medyanın önem atfettiği bu haberi iktidar medyası tümüyle yok saydı! Hiçbiri yayımlamadı.

Oysa büyük bir skandal söz konusuydu. Haber, halen Yargıtay üyesi olan hukukçunun Ankara gibi bir kentin Cumhuriyet Başsavcısı iken suç örgütü ile ilişki içinde olduğunu ve satın aldığı aracın ödemesini bu örgütün yaptığını dava dosyasına giren belgeyle kanıtlıyordu! Yüksek yargı mensubunun mafya ile ilişkisini görmezden gelen medyanın samimiyetine nasıl inanılabilir?

Başka bir örnek de gazeteci Fuat Uğur’un sosyal medyadaki paylaşımıydı. Fuat Uğur, Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın maaş ve yan haklarla birlikte aylık 1.5 milyon lira gelir elde edip etmediğini sordu. Bir süre sonra “Aydın’ın hatırını kıramayacağı kişileri araya sokması”ndan yakınan Fuat Uğur, “Yaptığı en hafif deyimiyle ayıp; gerçeği sağlamak için kaçmak ve baskı yapma girişimi” diye yazdı. Fakat sonra iki paylaşımını da sildi.

Baskı altında kalan Fuat Uğur’un bu paylaşımlarını silmesini mesele yapmayı geçtim, iktidar medyası Hüseyin Aydın’ın 1.5 milyonluk aylık gelirini de görmezden geldi. Hiçbiri haber yapmadı. Gazeteciliğin yerini taraftarlık alınca adalet duygusu da yok oluyor, vicdan da…

“ARKA PLAN” NOTLARIYLA UYARI

RTÜK’ün, İsrail'in Başkonsolosluğu binası önündeki saldırıyla ilgili duyurusunda “bazı yayınlarda infial yaratabilecek teyitsiz görüntülerin paylaşıldığı tespit edilmiştir” deniyordu. Ardından da “Tüm yayıncıların sadece resmi makamların açıklamalarını esas alması ve kaynağı belirsiz görüntüleri paylaşmaktan kaçınması yasal zorunluluktur” tehdidinde bulunuluyordu.

Bir terör haberinde “sadece resmi makamların açıklamalarının esas alınması” gibi bir yasal zorunluluk yok. Gazetecilikte de böyle bir zorunluluk olamaz. Gazeteci, resmi açıklamayı alır, araştırır, doğruladığı bilgilerle birlikte yazar. Hele ki, resmi açıklamaların çoğu zaman gerçeği aktarmadığı bu dönemde sadece açıklamalarla haber yazmak gazeteciyi hakikate ulaştırmaz.

Ayrıca “teyitsiz görüntü paylaşanlar” kim ya da kimler? Eğer varsa öyle bir medya kuruluşu, işlem yapmak yerine bütün medyayı “teyitsiz görüntü paylaşıyormuş” gibi göstermek haksızlık.

Zorlamışlar, zira RTÜK bu ifadeyi kendiliğinden kullanmadı. Cumhurbaşkanlığı’ndan saldırı sonrasında medyaya gönderilen “Arka Plan” notunda da “Görsel içerik kullanımı asgari seviyede tutulmalı, teyitsiz ve ham görüntüler dolaşıma sokulmamalıdır” deniyordu. Notta, saldırının ‘İsrail Başkonsolosluğu’na yönelik olarak” sunulmaması da isteniyordu. AA’nın haberinde bu notun bir bölümü “kaynaklar”a atfedilerek kullanıldı.

Fakat iktidar medyası bile saldırı haberlerinde “resmi açıklamalar” ile sınırlı kalmadı. Sabah ve A Haber dahil birçoğu haberlerinde “konsolosluk saldırısı” olarak nitelendirdiler olayı. Televizyonlar da çatışma anına ilişkin görüntüleri yayımlamaktan geri durmadı.

Hatta İçişleri ve Adalet bakanları, saldırıyı gerçekleştirenler için “dini istismar eden örgüt” tanımını yapıp, örgüt ismi vermezken, iktidar medyasının hemen tamamı “DEAŞ” (IŞİD) elemanı oldukları bilgisini aktardı. Muhalif medya da örgüt adı verdi haberlerinde.

İktidar medyasındaki iki yanlışa da dikkat çekeyim. Resmi açıklamalarda yaralı yakalanan saldırganların Onur ve Enes Çelik kardeşler olduğu belirtiliyordu. Ama........

© Gazete Pencere