Din elden gider mi?
Öncelikle tüm İslam âleminin Ramazan ayı mübarek olsun. Bireysel ve dolayısıyla toplumsal arınmaya, ibadete, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun canlanmasına ve özdeğerlendirmeye vesile olması gereken bir ay, yine din tartışmalarına sahne oluyor. Herkes kendi meşrebince Ramazan’ı kullanarak bir yerinden bu tartışmaya dâhil oluyor. Yıllardır dini hassasiyetlere yaslanarak nefes alan siyasi anlayışın istediği de tam olarak bu; toplumun manevi hassasiyetleri üstünden gündem yaratmak, siyasi rant devşirmek..
Türkiye, inancın baskı altına alındığı dönemlerden geçmedi dersek yalan olur. Cumhuriyet döneminden itibaren dini inançlardan demeyelim de, bunun örgütlü bir hâl almasından korkulmuştur. Bu yadırganmaması gereken bir devlet refleksiydi. Bu tehlike hafife alındığında cemaat yapılarının neler yapabildiğini ülkece tecrübe ettik.
Tarihi süreçte dini örgütlenmelerden duyulan korku, çoğu zaman kantarın topuzunun kaçırılmasına da sebep olmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak birçok örnek verebiliriz. Şimdi “Cumhuriyet dönemi” dendiğinde bir kesim gergin bir savunma pozisyonu alıyor. Efendim; ilk Kur’an meali hazırlatılması, kurulan diyanet yapısı gibi gerekçeler öne sürülüyor. Kızan kızsın, bu girişimler devletin “halka dinini tanıtma girişimi” değil, dini yönelimi kontrol altına alma ve tehlikeleri bu yolla defetme stratejisiydi. Bunu yaparken fikirsel çeşitliliğe de müsaade edilmedi. Çoğu zaman da ölçüsüz davranıldı ve ülke demokrasi ile bağdaşmayacak müstebit uygulamalara........
