Ölmüş Adamlar Kahvesi
Bir gün oturuyoruz, yine…
Bu defa yalnızım ama etrafımda her zamanki tayfa; çay içeni, okey oynayanı, elindeki cep telefonunun ekranından gözünü alamayanı… Bu kadar genç insan, ben dahil, işsiziz. Burada zaman öldürüyoruz sanıyoruz oysa zaman, bizim her kaygılı iç çekişimizde bile acımıyor; öldüren o. Derken kapıya yakın, hatta kapının arkası diyebilirim, hani kendisini gizler gibi oturmuş bir adamı fark ettim. Aha! Yeni bir işsiz! Elinde bir kâğıt var, ona bakıyor alçak sesle okuyor.
İskemlemi aldım, yanına gittim. Sordum, “Oturayım mı?” Başıyla “Olur” dedi. Varlığım, elindeki listeyi alçak sesle okumasına engel değildi. Dinledim. “Genel sanayi üretimindeki büyümeyi göz ardı mı etseydim yani. Askeri üretim rakamları, harcama rakamları ortada.” Başını kaldırdı, bana baktı, onay istiyor gibiydi. Dinledim, sadece. “Barış antlaşması asker sayısını yüz binle sınırladı ama işte burada her şey. 16 yılda orduyu üç milyon askerlik ordu yapmış. Yetmemiş, yılda yüz tank üretirken sayıyı bin dört yüz tanka çıkartmış.” Elindeki kâğıdı bana doğru uzatarak, “Savaş uçağı rakamına bak!” Baktım. Okudum yüksek sesle; “O yıl 36 uçakmış, 6 yılda sekiz bin iki yüz adet savaş uçağına yükselmiş…” Başımı kâğıttan kaldırıp yüzüne baktım, “Abi sen ordudan mısın?” Keskin bir bakışla,........
© Gazete Pencere
